6 Ağustos 2018 Pazartesi

I am happy to announce…


Boğaziçi’nin hafızalarda yer eden hocalarından Oya Başak kendisini kısaca dalgın bir profesör olarak nitelendirse de, öğrencileri onu tanımlamak için çok daha renkli sıfatlar kullanıyor. Sınıfları çınlatan kahkahaları, ilham veren konuşmaları, duygusallığı, lafını esirgemeyişi ve hayatı sanatla sorgulaması, sorgulatması onun derslerini zihinlerde unutulmaz kılmış. İzeddin Çalışlar’la kaleme aldıkları ‘Kahkahanın Derinliği’ daldan dala, yıldan yıla atlayarak Başak’ın anılarında coşkulu ve keyifli bir yolculuğa çıkarıyor okurları.

kahkahanın derinliği ile ilgili görsel sonucu
***
70’li yıllar, üniversite camiasında bulunanlar için unutulmazdır. Etrafta kurşunların uçuştuğu bir dönemdi. Müşfik Kenter Hamlet’i oynuyordu. Bir otobüs ayarlayıp bütün parkalı öğrencilerimi içine doldurdum, Kenter Tiyatrosu’na götürdüm. Hasan diye bir öğrencinin aksi yöne gittiğini görünce de bağırdım:
-       Hasan nereye? Hamlet burada!
Çocuk yakalandığını anlayıp mahcup mahcup baktı:
-       Ne Hamlet’i hocam şimdi? Benim devrim yapmaya gitmem lazım.
-        Hamlet’i bilmeden devrim mevrim yapamazsın.
Madam Bovary’yi okuturken filminin geldiğini duyunca da hepsini toplayıp sinemaya götürmüştüm ama film pornografik uyarlama çıkmıştı! O gün kaçan olmadı. Hepsi çok memnun görünüyordu ve çıkışta “Sayenizde aydınlanıyoruz hocam!” demişlerdi.

***
Ben kürsüyü biraz sahne gibi gören bir hoca oldum. Tulûatı da ders anlatma şeklime adapte ettim. İç sesimi dışa yansıtmaya dikkat ettim. Sanatın her türünün de çok yakından izleyicisi oldum.
Aristoteles’in Poetika’sını küçücük bir kitap olmasına rağmen sanat eleştirisi kuramının temeli olarak görürüm. Yüzyıllar hatta bin yıllar sonrasının gerçekçi tiyatro analizini bile o teoriyle yapmak mümkün. Gerçekçi olacağım diye oyuncuna gerçek dondurma yedirtemezsin. Ağzı büzülür, konuşamaz. Patates püresi kullanmak zorundasındır. Bir ayyaşı canlandıran oyuncu gerçek viski içemez çünkü oynarken sarhoş olur ve sarhoşu gerçekçi oynayamaz. Estetik mesafeyi korumak çok önemli.
Poetika’yı her fırsatta okuttum. Oradaki katharsis kavramı bir başkasıyla arandaki mesafeye rağmen özdeşleşebileceğin arınmayı ifade eder. Aristotales’e göre ancak insana haz veren uğraşlar empati kurmayı sağlayan arınmaya yol açabilir. Sanat felsefesinin hatta genel felsefenin temelinde de bu vardır. Poetika bir eser meydana getirmek, yoktan bir şey var etmek veya var olanı yeniden biçimlendirme ilmidir….

***
Atatürk’ü bir isim ve biyografiden ibaret göremem. O benim için bir simgedir. Onun esas savaşı, ilhamını onun verdiği fedakârlıklarla, tesadüflerle, mucizevî bir şekilde kazanılan istiklalden sonra başladı. Türk halkının yüzde doksanı ümmiydi, yani harf dahi tanımıyordu. Kalan yüzde onun da çoğunluğu gayrimüslim azınlıklardı. Çünkü Osmanlı asırlarca sadece yüksek memur olarak kullanacağı kişileri eğitmişti. Atatürk kurduğu cumhuriyeti, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür insanların yaşadığı, ileri ve çağdaş ülkelerin yer aldığı lige taşımayı hedef haline getirdi ve kendini buna adadı.
1930’lü yıllarda yoksul bir devlet olarak bir yandan Osmanlı’dan kalan borçları öderken, bir yandan da üniversite reformları yapıyordu. Dünyanın en seçkin profesörlerini yeni kürsüler açması için ülkesine davet etti. İlk Türk operasının yazılma emrini o verdi. Okul korolarından güzel sesli çocukları seçtirdi. Diğer şehirlerin bandolarından müzik aletlerini Ankara’ya getirtti ve operanın orkestrasını kurdu. Atatürk Orman Çiftliği’ne dünyanın dört bir tarafından tohum getirtti, çorak topraklarda tarıma en elverişli tohumu bulabilmek için.  
Atatürk bir hayal ustasıydı. Kurduğu hayallerin sonu yoktu.

***
Bir tanıdığın tanıdığı olan Robert Kolej Yüksek Okulu mezunu Mithat Alam’la sohbet etme fırsatı buldukça sinemayla ne kadar ilgili olduğunu görüp, ona da bir ders açmayı düşündüm. Hocalığı çok sevdi ve bir gün gelip harika bir teklif yaptı:
- Dört yüz bin dolarım var. Bunu üniversitede bir sinema merkezi kurmak için kullanmak istiyorum. İlgilenir misin?
Dönemin rektörü Üstün Ergüder de projeyi destekledi. Yer buldum, her ayrıntısıyla ilgilendim, bürokrasiyle güreş tuttum, ne yaptım ettim Mithat Alam Film Merkezi’nin hayata geçmesini sağladım. Üniversite bir değer daha kazanmış oldu.
Albert Long Hall'da yenilenen orgun açılış töreninde
Yeni bir şey yapmak kadar eskiyi korumayı da önemserdim. Albert Long Hall’daki tarihi orgun tamir edilmesi için 180 bin pound gerekiyordu. Deli gibi dolanıp para toplama kampanyasına destek oldum ve harika bir orgumuz oldu. Açılış konuşmasını yaparken de sadece İngilizce bilenlerin anlayabileceği büyük bir pot kırdım:
-       I am happy to announce that our president’s organ is functioning again!
O nadide org sayesinde İKSV’nin bazı konserleri hâlâ Boğaziçi’nde veriliyor…



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder