17 Aralık 2016 Cumartesi

Büyük kardeşim Atatürk, Makbule Atadan

Terör, savaş, ocaklara düşen ateşler, günaşırı başka türlü bir acıyla kavrulan kalplerimiz, giderek uzaklaşan bir barış hayali…

Zihnimiz ve bedenimiz sığınacak huzur veren, güvenli bir liman arıyor böyle zamanlarda. Bedenimizin sığınacağı bir liman bulmak nispeten daha kolaysa da, düşünceyle dolu zihinler için aynı şeyi söylemek mümkün değil yaşadığımız coğrafyada. İşte bu duygular içindeyken elime geçen bir söyleşi dizisinin kitaplaştırılmış baskısı sayesinde kısa bir dinlenme molası çalıverdim içimdeki karmaşık duygu durumundan. Kitabın ilk bölümünden bir alıntı, söyleşinin devamındaki lezzetin tüm ipuçlarını içeriyor kanımca.



Birinci Bolüm*

İnsan ömrü inanılmaz bir hızla geçiyor. Büyük kardeşim Atatürk’ü ölüm döşeğinde bitkin ve yorgun gördüğüm günler gözümün önünde. İçimi, sinirlerimi paramparça eden bu ayrılık birkaç gün önce olmuştu sanki. Halbuki aramıza yıllar yığıldıkça yığılmış. Birbirimizden ne kadar uzaklaşmışız. Zamanda acımayan ve son izleri silen bir kudret var. Yaşım ilerledikçe daha iyi anlıyorum. Biz insanlar ne kadar benzeriz. Bir şehirden ayrıldık mı, arkamızda kalan evler birer birer kaybolur; renkler söner ve biraz sonra her şey anlaşılmaz bir yığındır. Bizim hatıralarımız da böyledir. Aradan uzun yıllar geçince, ayrıldığınız bir şehir gibi hatıralar da geniş bir sis içinde kalır.


Dostlarım, tanıdıklarım bana kaç kere söylediler:

“Niçin hatıralarınızı anlatmıyorsunuz? Atatürk’ün son kardeşi sizsiniz. Çocukluk ve gençlik günlerini sizden başka bilen yok. Büyük bir millet kahramanını anlamak için bunların gizli kalmaması lazım. Kardeşin vatan uğrunda fırtınalı günler yaşamıştır. Böyle zamanlarda herkes gibi O’nun da annesine, kız kardeşine birçok şeyler anlatmış olması beklenebilir. Siz söylemezseniz kim söyleyebilir bunları. Hiçbir Türk, en ufak bir hatıranın bile kaybolmasını istemez. Bize yardım etmelisiniz. Kardeşlik vazifenizdir bu…”

Büyük kardeşime karşı yöneltilen yanlış hükümlerin, düşünülmeden yapılan tenkitlerin son zamanlarda sıklaştığını derin bir üzüntü ile görüyorum. Bunların sebepleri o kadar gizli ve güç anlaşılır şeyler değildir. Biraz düşünülünce perdenin ötelerini görebilirsiniz.


*(Kitapta yazıldığı şekilde)