23 Ocak 2013 Çarşamba

ASLI’NIN MASALI, MASALIN ASLI


Küçük bir çocuğa masal anlatmayı denediniz mi hiç?

Kapı komşunuzun sırma saçlı cimcime kızına, ya da kuzeninizin makineli tüfek gibi konuşan üzüm gözlü oğlancığına… Denemediyseniz pek çok şey kaçırdınız demektir. Dost meclislerinde hoş sohbetinizle nam salmış biri bile olsanız, 4-5 yaşlarında bir çocuğu karşınıza alıp,  onun 10-15 dakika kıpırtısız durmasını sağlayacak, ilgisini çekecek bir hikâye uydurmaya çalıştığınızda, bunun dünyanın en zor şeylerinden biri olduğunu dehşetle fark edeceksiniz. 

Vasıf ve Aslı Öngören
Çocukların gözleri de yürekleri gibi şeffaftır; iyi parlatılmış, renkli bir vitrini seyredercesine, bakışlarından okuyabilirsiniz içlerinden geçenleri. Bir şeyi beğendiler mi gözleri kaybolur, iki yıldız yanıp sönmeye başlar onların yerinde sanki. Ya beğenmediler mi? İşte o zaman bütün vücutlarıyla, en kuvvetli şekilde, hemen ortaya koyarlar tepkilerini. Karşılarındakini üzeceklerini, sabrını zorlayabileceklerini bir an bile düşünmezler. Tepkileri ile onu ifade edişleri arasına duygularını serinletme ve düşünme süresi koyamazlar yetişkinler gibi; sosyal davranış kalıplarına uymak, henüz öğrenmekte oldukları ve çoğu zaman düzenli uygulayamadıkları bir beceridir. 
 
Vasıf Öngören Masalın Aslı’nı kurgularken, kitabı ithaf ettiği küçük kızı Aslı bu sürükleyici masallar dizisini sabırla dinledi mi bilmiyoruz. İki kitaptan oluşan ‘Masalın Aslı’ günümüzün eksikli, haksızlıklarla dolu dünya düzenini anlaşılır ve akıcı bir dille anlatan, değerli bir kitap. 

Bugün yine Öngören’in kaleminden çıkan ve İstanbul Şehir Tiyatroları’nda yeni sahnelenmeye başlayan Zengin Mutfağı kültür sanat ortamımızdaki istikrarsızlıktan payını alıyor. Oyunlar seyircileriyle; hoşgörü ve çokseslilik ise bilinçli zihinlerin şiddet içermeyen, eyleme dönüşmüş tepkileriyle yaşar, yaşatılır. İstanbullu tiyatro severleri sadece tiyatroya, salonlarına değil, eğer izlemek istiyorlarsa oyunlarına da kararlı bir şekilde sahip çıkmak gibi çok önemli bir görev bekliyor 2013 kışında. 



 
 










MASALIN ASLI


Günün birinde on kimsesiz çocuk bir araya geldiler.

Uzak bir ülkede bir araya gelen çocuklar oynamak için ırmak kıyısına gittiler. Güneş, çocuklara gülümsedi. Baktılar, balıklar suda takla atarak oynaşıyorlar. Onlar da soyunup suya girdiler. Suda taklalar attılar. Balıklar, kendileri gibi takla atan bu çocukları sevdiler. Böylece çocuklarla balıklar dost oldular.

Kurunmak için dışarı çıktılar. Güneş, çocuklara gülümsedi. Çocuklar hemen ısındılar. Irmağın kıyısı zümrüt gibi çimendi, göz alabildiğine çimen. Çocuklar çimenlerde koşuştular. Ağaçlarda yüzlerce kuş, ötüşerek kuş şarkıları söylüyorlardı. Çocuklar da şarkı söylediler. Kuşlar kendileri gibi şarkı söyleyen bu çocukları sevdiler. Böylece çocuklarla kuşlar dost oldular.

Dört bir yan kır çiçekleriyle doluydu. Baktılar, çiçeklerin çevresinde yüzlerce kelebek dans ediyor. Çocuklar da el ele tutuşarak dans ettiler. Kelebekler, kendileri gibi dans eden çocukları sevdiler. Böylece çocuklarla kelebekler dost oldular. 

Çizer: Cengiz Gürer
Bir ara çocuklar yoruldular. Zümrüt gibi çimenlerin üzerine uzandılar. Kuşlar dallara kondu. Kelebekler çiçeklerin üzerine yerleşti. Balıklar kıyıda birikti. 

Derken bir sessizlik oldu.

“Çocukların diledikleri gibi yaşamaları ne güzel,” dedi bir çocuk.

Ötekiler de katıldılar bu görüşe. 

“Biz de dilediğimiz gibi yaşayalım,” dediler. 

“Söz mü?”

“Söz.”

Böylece on kimsesiz çocuk birbirlerinden ayrılmamaya ve diledikleri gibi yaşamaya söz verdiler. Böyle bir karar verdikleri için de çok sevindiler. Birbirlerini kutladılar. Neşe ile şarkılar söylediler, dans ettiler, suya girip taklalar attılar. Kuşlar, balıklar, kelebekler de çocukların bu sevincine katıldılar. Bütün gün dünya döndü. 

Çizer: Cengiz Gürer
Çocuklar oynadılar. Dünya döndü ve güneş görünmez oldu. Sonra akşam oldu.

Kuşlar, balıklar, kelebekler yuvalarına döndüler.

Çocuklar bir ağacın altına oturdular.

Ve on çocuğun karnı acıktı.

On çocuk hiçbir şey demediler. Birbirlerine sokularak uyudular. 

Dünya dönmesini sürdürdü. Döndü, döndü, onları güneşin önüne getirdi, sonra sabah oldu.

Güneş gülümseyerek selamladı onları. Çocuklar neşeyle uyandılar. Irmağa gidip yüzlerini yıkadılar. 

On çocuğun karnı hala açtı.

Ve on çocuk karınlarını doyurmak için yola çıktılar. Yolda giderken, birden küçük bir delik gördüler. 
Delik bir yamaçtaydı. Çok küçük bir delikti bu. Yaklaşıp bakınca bunun bir mağaranın ağzı olduğunu anladılar…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder