13 Kasım 2012 Salı

ALLAHIN HİKMETİNDEN SUAL OLUNMAZ!




Yalçın Pekşen, üslubu soyadı gibi pek şen olan, değerli ve üretken gazeteci yazarlarımızdan. Darüşşafaka Lisesi’nin ardından, İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitiren Pekşen, 1966 yılında spor muhabiri olarak basın yaşamına atılmış. Uzun yıllar boyunca muhabir, servis ve köşe yazarı olarak Cumhuriyet’te çalışan gazetecinin mesleki başarı yarışmalarında çok sayıda ödülü var. Özünde kişisel bir vicdan meselesi olsa da, Türk tipi siyasetin en sevgili konularından biri olan  din kavramı ile toplum arasındaki sıcak ve zaman zaman çelişkili ilişkiyi şakacı bir dille ele aldığı bir yazısını paylaşıyorum bugün.

İyi okumalar, iyi eğlenceler,


KENDİ İŞİMİZİ ALLAH’A EMANET EDİP,
ALLAH’IN İŞİNİ ÜSTÜMÜZE NEDEN ALDIK*

*The Türkler, Say Yayınları, 2006

Dinler tarihinde çok gerilere gidildiğinde Türkler’in güneşe tapınma ve Şamanizm dönemlerinden geçtikten sonra Müslümanlığı topluca kabul ettikleri görülür. 

Fakat bugün hala din kurallarının tam olarak neler olduğu konusunda anlaşmazlık içindeyiz. Her Allahın günü Diyanet İşleri Başkanlığına veya din adamları ile ilahiyat profesörlerine mektup, telefon ve e-posta göndererek Tanrı’nın buyruklarının neler olduğunu öğrenmeye çalışmaktayız.

Bunun başlıca nedeni Tanrı’nın kutsal kitabımızı Arapça olarak göndermesi ve bizim bu bilgileri kendi dilimizde okumaya yanaşmamamızdır. Hal böyle olunca içerik net olarak anlaşılamamakta, araya giren din adamları ve bazen din bezirgânları farklı yorumlarıyla kargaşayı büyütmektedir. Elbette her şeyi bilen Büyük Allah, bizim içimizden geçenleri anlamakla birlikte, biz onu tam anlamıyla anlayamadık ve emirlerini doğru-dürüst uygulayamadık.

Örneğin kutsal kitabımızın ‘Hırsızlık yapmayacaksın, yolsuzluk yapmayacaksın, kimseyi kandırmayacaksın, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemeyeceksin, komşun aç uyurken sen tok yatmayacaksın, temizlik imandan gelir…” mealindeki emirlerini kös dinledik. 

Bunların hepsini yaptığımız halde ‘Elhamdülillah müslümanız’ diye el açıp dua edince suçlarımızın affedileceğini sandık.

Ve her işimizi bir punduna getirip Allah’a bağlamakta üstümüze yoktur:

İşler nasıl gidiyor?
Allaha şükür.
Ne olacak halimiz?
Allah bilir…
IMF canımızı çıkarıyor.
Allah’ından bulsun…!
Trafik kazaları?
Allah korusun!
Eğitim?
Hafazanallah!
Atatürk ilkeleri?
Atatürkçüyüz, Elhamdülillah!
Peki laiklik?
Fesupanallah!
Bu ülkede irtica hortladı deniyor, ne dersiniz?
Lailaheillallah!..
Asgari ücret?
Allah versin!
Sağlık vaziyetleri?
Allah’a emanet!

Türk'ler Cennete giderse 


Bu dünyada durum böyle olmakla birlikte, öteki dünyada Müslümanların çok rahat edeceği konusunda bazı bilgiler de var. İmam ve Hatip Ali Rıza Demircan ‘İslama Göre Cinsel Hayat’ başlığı altında insanın ağzının suyunu akıtacak bilgiler veriyor. Bu kitaba bakılırsa eğer cehenneme düşmez de, cennete kapağı atabilirsek öteki dünyada işimiz iş…

Şöyle ki:

 “Cennetliklerin en alt derecesine yetmiş iki kadın verilecektir. Dünyada kadınlarla erkeklerin sayısı birbirine eşit gibi olduğuna göre bu durum centte teaddüt-ü zevcat (çok evlilik) olacağını gösterir. Dünyada iki, üç veya daha fazla erkekle evlenmiş kadınların yanı sıra, kocaları da cennete giderlerse, o kadınlara seçim hakkı verilecektir. Onlar da dünyadaki ahlakı en güzel olan eşi seçecektir…

Dünya hayatında genç veya yaşlı ölüp de cennete giren cennetlikler otuz üç yaşına döndürülecektir. Bu yaşın sınırlarını ebediyen aşamayacaklardır.’

Buna karşılık hristiyanlık dünyasında başka görüşler egemendir. Örneğin Papa II. Jean Paul  Vatikan’da yaptığı bir konuşmada

-Cennette seks yok! Orada karı-koca hayatı yaşanmayacak. Çünkü üremeye gerek olmayacak… demişti. 

Cehenneme gelince Papa bu konuda açıklama yapmamıştı. Ne var ki, sözlerinin tersinden cehennemde karı-koca hayatının süreceği anlaşılıyordu. Cehenneme de zaten bu yakışırdı.
Allah’tan bütün bunlar hristiyan aleminin sorunlarıydı. Bizim böyle dertlerimiz yoktu.

Ben bir ara bu konulara takılmış ve Ali Rıza Hoca ile bir röportaj yapmıştım:

Topkapı Sarayı, Din Konulu Minyatür
-         Hocam sizin verdiğiniz rakamlara göre, yemeden içmeden uyumadan, her saat üç kadın… Allahın hikmetinden sual olunmaz, ama bana biraz fazla göründü. Cennetin diğer nimetlerine sıra kalmayacak.

Hoca şu yanıtı vermişti:

-         Efendim, cennette tüm nimetler bolcadır. Bizim bir yanılgımız daha var, o da şu: biz cennet hayatını dünyanın hayat şartları ile değerlendiriyoruz. Mesela cennette bir günde şöyle olacak, dendiği zaman oradaki gün tabiri izafidir (görece). Ve erkekler… Yaşlı ölenler dahi 33 yaşında ve ahiret ölçüsüne göre 60 zira, yani 12 metre falan olacaklar.



Din konusu benim son derece cahil olduğum bir konu olduğu için en iyisi lafı burada kesip bitirmek… 12 metrelik kadınların üçü gidiyor, üçü geliyor. Toplam 725 kadın… Ne yapalım, mecburen katlanacağız!... Çünkü bu yaşamın tek alternatifi var: Cehennem. Cehenemin ne mene bir şey olduğunu ise en iyi biz biliyoruz.

Sabah evden çıkıyor, akşama kadar koşturuyor, akşam evde yüzünden düşen bin parça, 1,5 metrenin altında boyu ve 1,5 metrenin üstünde eninde bir tek hatunla gönül eğlendirmeye çalışıyoruz. Bu durumda en iyisi cennete gitmek tabii...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder