16 Ekim 2012 Salı

Sonbahar ve Zen



Fotoğraf: Sonbaharda Elma Ağacı, Greg Hartman, Maine (Flickr)

Evin kıyıcığında
Çiçeklenmiş kestaneyi
Görmeden geçiyorlar
Bu dünyanın insanları

Japon Haiku ustası Başô

Tijen İnaltong’un Mutfakta Zen adlı kitabının giriş yazısında yer alıyor bu dörtlük. ODTÜ’de şehir planlamacılığı eğitimi alan İnaltong, 1993 yılında yüksek lisans eğitimi yapmak için gittiği ABD’de bitkilerin büyüsüyle tanıştıktan sonra, merakları doğrultusunda kendine farklı bir kariyer yolu çizen kişilerden.  Vejetaryen beslenme ve ülkemizdeki yenilebilir bitkiler üzerine 10 kitabı olan Tijen Inaltong yeni lezzetler keşfetmeyi ve bunları okurlarıyla paylaşmayı sürdürüyor.



Neden Mutfakta Zen?  Tijen İnaltong

Zen denildiğinde ilk aklıma gelen hikaye her zaman Joshu Usta’nın hikayesi olmuştur. Günün birinde bir keşiş, ustası Joshu’ya sormuş: “Zen nedir? Lütfen öğret bana.” “Kahvaltı ettin mi?” diye sormuş Joshu. “Evet usta.” Demiş keşiş. “Öyleyse” demiş Joshu, “Git çanağını yıka.” 

Benim için de Zen bu denli yaşamın içinde, gündelik yaşamın dokusuna sinmesi gereken bir kavram. Durup baktığımızda göreceğimiz, farkına varacağımız, bizi aydınlatacak olan bilge. Büyük Japon haiku (17 dizelik şiir sanatı) ustası Başô, Zen’i en derin anlamıyla yaşayanlardan biri olmuş. Onun dizelerine kulak verdiğimizde bunu görmek hiç de zor olmaz: 

Evin kıyıcığında
Çiçeklenmiş kestaneyi
Görmeden geçiyorlar
Bu dünyanın insanları

Nasıl da çiçeklenmiş kestaneyi görmeden hızla koşuşturuyoruz değil mi? Peki ya mavi kanatlarını zarif bir edayla çırparak hanımelinin nektarını emmeye çalışan kelebeği? Ya her şeyi unutup keyifle elindeki dondurmayı yalayan çocuğun gözlerindeki ifadeyi? Gün batımındaki renkleri görmez olduk. Denizin mavisinde kaybolmuyoruz artık. 

Bütün bu güzelliklerden yoksun yaşamlarımıza yaşam diyemiyorum ben. Hani ‘ot gibi yaşıyorum’ der ya bazıları. Onlar artık sinemaya, konsere gidemedikleri için kullanırlar bu ifadeyi. Benim için ise ‘ot gibi yaşamak’ farkındalıklardan yoksun yaşamaktır. Sabah koştura koştura işine giden, hızla önündeki evrakları elden geçiren, öğle saati geldiğinde, ‘adet yerini bulsun’ diye yemek yiyen, akşam da aynı telaşla evine koşup, belki marketten aldığı dondurulmuş hazır yemeği televizyon karşısında yiyip uykuya dalan, ertesi sabah saatin sesiyle yataktan fırlayıp günü bir önceki günden farksız bir şekilde yaşayan ne çok insan var şehirlerde. 

“Peki yaşamlarımızı değiştirmek için ne yapabiliriz?” diyorsanız yaptığınız her şeyi farkındalıkla yapmaya çalışın derim. Çünkü bizi ve yaşamlarımızı birbirinden ayıran ne giysilerimiz, ne de kartvizitimizde yazılı olan bilgiler. Farkı yaratan yaşamlarımızdaki ‘an’lar ve bu ‘an’ları nasıl yaşadığımızdır. Hepimizin Zen’i deneyimleme yöntemi farklıdır. Kimimiz sebze doğrarken açarız algı kapılarımızı, kimimiz ise vapurun denizde bıraktığı izi seyrederken. Farkındalık ise her gün, her an yaşanabilecek bir hediyedir. 

Japonya’nın en tanınmış çay ustası Rikyu’ya çay seremonisinin inceliklerini sormuşlar. Yanıtı, “Ateş, yakarsın, suyu kaynatır, çayı çırparsın”olmuş. Öğrenci, “Ama bu çok basit bir iş” dediğinde Rikyu, “Sen bunu hakkını vererek yap, ben senin öğrencin olayım” demiş. Büyük bir çay ustasının ustalığı yaptığı işin her anında orada olmasından gelir. Yoksa çay bahane. O usta rafadan yumurtayı da aynı farkındalıkla yapar, çöpü de aynı farkındalıkla döker, dostuyla da aynı farkındalıkla konuşur.

Düşünsenize yaşamın tüm renklerini gördüğümüzü? Sohbet ederken karşımızdaki kişinin duygularını hissettiğimizi? Akşam yatağa yattığımızda bedenimizdeki her dokunun yaptığı işin bilincinde olduğumuzu? Yemek yerken her lokmada başka bir cennet meyvesi tadarmışçasına haz aldığımızı? Çevremizdeki tüm varlıklara sevgiyle, saygıyla bakıp, her birinin bütünün vazgeçilmez bir parçası olduğunu ve bu parçanın yokluğunda bütünden bir şeyler eksileceğini bildiğimizi? O zaman daha bir yaşanılası olmaz mı yaşamlarımız? Daha ‘tam’ olmaz mıyız hepimiz? Daha çok keyif almaz mıyız ‘angarya’ olarak gördüğümüz o sıradan, o olağan, o sıkıcı günlük işlerimizden? 

Sonbahar için şifalı çaylar*

Zencefil Ayurveda ve Çin tıbbında beş bin yıldır kullanılan zencefil, ısıtıcı, temizleyici, düzenleyici ve canlandırıcı bir etkiye sahiptir. Soğuk algınlıklarında çayını içebilir, öksürük için zencefil-zerdeçal-bal karışımını sabah akşam aç karnına şurup niyetine kullanabilirsiniz. 

Adaçayı Kızılderililer’in kutsal bitkisi olan adaçayı, Akdeniz yöresinde bol bol yetişir. Antibiyotik ilaç görevi gören adaçayı diş eti rahatsızlıklarında ve boğaz ağrılarında çok yararlıdır. 

Elma Elma, besin değeri dışında nefes darlığı ve kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı olur, karaciğerinden şikayet edenler ve hatta şeker hastaları bile elmadan yararlanabilirler. Elma yatıştırıcı ve uyku vericidir. Elmaya en çok yakışan iki baharat tarçın ve karanfildir. 

*Not: Özel sağlık sorunları yaşayanların her türlü bitki çayını tüketmeden önce bir sağlık uzmanından bilgi almaları yerinde olacaktır.  


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder