17 Eylül 2012 Pazartesi

İNSANI ANLAMAK, İNSANI SEVMEK



Kolay mı her gün büyüklü küçüklü yeni bir savaşın başladığı dünyamızda insanı anlamak, insanı sevmek, insanlığa güvenmeyi sürdürmek? Kişisel ve toplumsal tecrübelerimiz insana ve insanlığa olan inancımızı sıkıca sorgulatsa da kimi zaman, sevginin, umudun olmadığı bir dünyada nefes almak mümkün değil. 

Toplumbilimci bir babanın, Emre Kongar’ın (Prof. Dr.) doktora eğitimi için yurtdışına giden ikiz kızlarına o dönemde yazdığı özlem dolu bir dizi mektuptan, 'sevgi' başlıklı olanı okuduğumuzda içimizdeki inancın ve insan sevgisinin tazelendiğini hissediyoruz. İyi Haftalar,


Kızlarıma Mektuplar, Yaşamdan Satırbaşları, Remzi Kitapevi, 2000

Kitap üzerine bir söyleşi, Murat Birsel, NTV

Ressam Tuncay Betil (1945-1988)



Sevgili kızlarım, Gerek sizlerle birlikte geçirdiğimiz, gerekse sizlerden uzakta annenizle birlikte yalnız olarak yaşadığımız yılları düşündüğümde, galiba yine yaşamımızda en öne çıkan duygu olarak sevgiyi buluyorum. Size olan özlemimi, bu özlemin kaynaklarını araştırdığımda ise klasik evlat sevgisinin yanında sizlerin mizah duygunuzu da çok aradığımı duyumsuyorum. Özellikle karşıt kavramları dile getirerek belirlediğiniz gülümseyen düşünceleriniz en çok özlediğim, sık sık anımsadığım nitelikleriniz arasında. Sizlerin de en çok değer verdiğiniz duygunun sevgi, en çok kızdığınız niteliğin ise aptallık olduğunu biliyorum. Çünkü bu konulardaki düşüncelerinizi pek çok kez dile getirmiştiniz. Bu mektubumda sizle yine iki karşıt kavram arasındaki ilişkileri konuşmak ve belki de dudaklarınıza bir gülümseme kondurmak istiyorum. 

Akıllı kızlarım benim, Sevgi öyle bir duygudur ki, verdikçe artar, paylaştıkça büyür. Ama hemen uyarmalıyım sizi: Aptallık da aynen öyledir: Verdikçe artar, paylaştıkça büyür. Üstelik sevgi ile aptallık arasındaki ilişki sadece ikisinin de paylaşıldıkça artmasında, verdikçe büyümesinde değildir. İkisinin arasında çok daha derin, çok daha anlamlı bir ilişki daha var: Sevgi akılla birleşmediği zaman, derhal aptallığa dönüşebilir. Bakın neden?
 
Canım kızlarım, defalarca benden duymuşsunuzdur, belki de artık bıkmışsınızdır: Benim mutluluk reçetem “insanları seveceksin” ilkesidir. Çünkü sevgi, insanı yücelten, güzelleştiren, mutlu kılan bir duygudur. Yalnız burada küçük bir ayrıntı var sevgili kızlarım: İnsanları seveceksiniz. Ama karşılıksız seveceksiniz. Çünkü insanoğlu çiğ süt emmiştir. Çünkü insanoğlu vefasızdır. Çünkü siz insanları severken, onlar size her türlü kötülüğü ve kalleşliği yapacak. Çünkü sevginize aynıyla karşılık beklerseniz mutlaka düş kırıklığıyla karşılaşacaksınız: Hem de hemen bugün, bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa öbür gün, ama bir gün mutlaka, hem de çok yakında. İşte bu nedenle insanları karşılıksız seveceksiniz. Ancak böylece hem güçlü, hem de sevgi dolu ve bu nedenle de mutlu olabilirsiniz. Aslında bu mektup benim genellikle insanlara duyduğum sevgi ve güvene dayalı iyimser yargılarıma aykırı bir havada başladı. Ama biraz sabredin, çünkü insanları sevmenin ancak güçlü kişilerin marifeti olduğunu anlatmaya çalışacağım.  Çünkü insanların temeldeki hem iyi hem de kötü niteliklerini dikkate almadan onları kayıtsız koşulsuz severseniz (ki ben bunu öneriyorum), yaralanmanız kaçınılmaz olur. Bu nedenle, insanın kendisini koruyarak, başkalarını sevmesinin çok zor olan reçetesini vermeye çalışacağım sizlere. Tabii, bu reçete birçok çelişkiyi de beraberinde getireceği için, sizlerin eleştirel tebessümlerinize yol açacak. Ama benim de zaten amacım, sizleri biraz gülümsetmek.

 
Ressam: Tuncay Betil 

 
Sevgili kızlarım, sevginize karşılık beklerseniz, gücünüzü yitirirsiniz.  Başkalarına, hem de sevdiklerinize, yani sizi kırabilecek, sizi incitebilecek kişilere bağımlı olursunuz. İnsanı mutlu kılan, insanı yücelten sevgi uğruna kırılganlığını arttırmak, acımasız, vefasız, çiğ süt emmiş insanlara bağımlı olmak aptallık değil de nedir? Şimdi o eleştirel zekânızın hemen işe karıştığını ve dudaklarınızdaki eleştiri tebessümleriyle birlikte itiraz ettiğinizi duyar gibi oluyorum: Peki karşılık bekleyerek sevmek aptallık da, karşılık beklemeden sevmek daha büyük bir aptallık değil mi? diyorsunuz belki de. Hem duyguların en güzeli olan sevgini vereceksin, hem de karşılık beklemeyeceksin, bu aptallık değil de nedir? diye düşünüyor olabilirsiniz. Mektup yazmanın, düşüncelerini, duygularını mektupla ifade etmenin bir güzelliği de burada: Karşınızdakinin sizin sözünüzü kesme olasılığı yok. Olsa olsa mektubu okumayı bırakabilir ama bu sizin mektupta yazdıklarınızın sizin tarafınızdan tutarlı ve sürekli bir biçimde dile getirilmesini engellemez. Ben de bu mektupta, bu avantajı kullanıyorum ama bir yandan da sizin söyleyebileceklerinizi düşünüp, onları da yanıtlamaya çalışıyorum.  Sevgiye karşılık beklememek aptallık değil yavrularım, değil. Tam tersi, yukarda da söylediğim gibi bence karşılık bekleyerek sevmek aptallıktır. Neden sevgiden yanayız? Mutluluk için, yani kendimiz için. Kendi yüce duygularımızın bizi daha mutlu, daha güzel yapması için. Karşılık beklediğiniz anda, bu güzelliği, bu yüceliği, bu tadı, başkalarının iznine ve acımasızlığına, yani başkalarının denetimine terk etmiş olmuyor musunuz?
Sevgili kızlarım, Sevgi ile aptallığı birbirinden ayıran ince çizgi nedir diye hep düşünmüşümdür. Galiba sonunda buldum. Akıl. Sevgi ile aptallığı birbirinden ayıran ince çizgi aklın varlığında yatıyor. Aslında aptallık akıllılığın tersi olduğuna göre, bu buluşum pek de öyle büyük bir keşif sayılmaz. Ama yine de beni çok rahatlattığını söylemeliyim. Sevgi ancak akıl ile buluştuğu zaman bir anlam kazanıyor. Akılsız sevgi, seveni de sevileni de zarara uğratıyor. Büyüklerimiz boşuna mı, aptal dostun olacağına akıllı düşmanın olsun, demişler. Bence, akıllı sevgi “karşılıksızdır”. Çünkü aklımız, duygularımızın önünde bilir ki insanın hem de seven bir insanın beklentilerinin tümünü, başka bir insanın ya da bir insan grubunun sürekli olarak yerine getirmesi olanaksızdır. Mutlaka bir gün, bir uyumsuzluk, bir tatsızlık ortaya çıkacaktır. Çünkü iki ya da daha çok sayıdaki insanın her an aynı duygu, düşünce ve beklentilere sahip olması, aynı biçimde davranması olanaksızdır.

Sevgili kızlarım, canlarım benim, Ben bütün yaşamım boyunca insanları sevdim. Hem soyut olarak insanlığı, hem de somut olarak insanları. Yani hem insanlığı sevdim, hem de Ahmet’i, Mehmet’i, Ayşe’yi, Fatma’yı birey olarak, tek tek sevdim. İnsanlara kızdığım zaman, sabah koşularımda, vücudumun teri ile birlikte, zihnimin ve yüreğimin kötü duygularını da dışarı attım. Sadece ve yalnızca iyi duygulara, güzel imgelere ve sevgiye yer açtım yüreğimde ve beynimde. Sevgiyi besledim ve büyüttüm bilincimde ve bilinçaltımda. Böylece mutlu oldum. Size de öneririm karşılıksız sevgi duymayı. Yani akıllı sevgiyi. Özet olarak, binlerce kilometre uzakta olduğumuz şu anda diyorum ki: Başkalarını ve insanlığı, onlar için değil, kendiniz için sevin. Böylece bitmez tükenmez bir enerji kaynağı emrinizde olacak. Her işte, her ilişkide, herkesten bir adım önde olacaksınız. Çünkü başta kendinizle, sonra da herkesle barışık ve dolayısıyla mutlu olacaksınız. Karşılık beklemediğiniz yani akıllı olduğunuz için de, size atılan kazıklar, yapılan haksızlıklar, kabalıklar, hödüklükler, tepenizden sıyrılıp gidecek. Kötü insanlar, kin ve nefretleri, küçük hesapları içinde çirkinleşip, mutsuz bir yaşamın içine doğru yuvarlandıkça, siz sevginizin ürettiği güzellik denizinde hem yükselecek, hem de yüceleceksiniz. Yeter ki, sevginize layık olmayan hödükleri, hırsızları, katilleri, sahtekârları, centilmen ve uygar insan kılığındaki feodal faşistleri, soyut bir insanlık kavramı içinde eritip saydamlaştırmayı bilin. Bu ise gönlün değil, aklın işidir. Onun için de sevgi akıldır. 

Kapak Resmi: Tuncay Betil
Sevgili çocuklarım, şu anda sorularınızı ve itirazlarınız duyar gibi oluyorum: Dünyada karşılıksız sevgi var mıdır? diyorsunuz. Bize bir örnek göster de inanalım, diyorsunuz. Yine hocalığın tuttu, soyut ütopyalar konusunda desteksiz atıyorsun, diyorsunuz. Unutmayın ki, bu mektubu biraz da karşıt kavramların çelişkili niteliğinden kaynaklanan mizahı vurgulamak için yazıyorum. Pek doğal olarak henüz yaşamadığınız için, en azından tek bir belli durumda, nesnel olarak karşılıksız sevginin var olduğunu bilmiyorsunuz: Doğa, insanoğlunun neslinin devamı için, yeme içme ve cinsellik ile birlikte, anne-babalık içgüdüsü de vermiş insanlara. Anne-baba’nın çocuklarına duyduğu sevgi, karşılıksızdır sevgili kızlarım. Bu, akıl ile duyguların bir sentezi değil, doğal bir içgüdüdür. İşte ben diyorum ki, doğanın verdiği bu karşılıksız sevgi içgüdüsüne, akıl ile erişilebilir. Mademki doğada bir örneği vardır, o halde o, insan aklı ile de taklit edilebilir, yeniden üretilebilir.
 
Sevgili kızlarım, gördüğünüz gibi size sevgi üzerine ikili bir öneri yapıyorum: İnsanları sevin ve onlardan karşılık beklemeyin. Kendinizi aptal yerine koymadan sevmenin tek yolu budur. Bunun zor olduğunu biliyorum ama mutluluğu kim kolay yakalamış ki?

İkizlerinin akıllarıyla övünen babanız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder