7 Ağustos 2012 Salı

Bir Eskimo Masalı


Mevsim normalleri dışımızı, ülkenin doğusundan gelen kara haberler içimizi yakıyor. Boşa koysak dolmuyor, doluya koysak almıyor. Soğuk diyarlardan gelen eski halk masalları ise serin bir rüzgâr estiriyor nefes almamız için. Kim demiş ki, masallar yalnızca çocukları avutmak içindir diye,

Bir Eskimo Masalı, Sedna ile Avcı

Altın Masallar (Peri Masalları Koleksiyonu) 
Derleyen: Roger Lancelyn Green, Türkçesi: Zeynep Alp
Akay Kitapevi 1966


Kuzey Işıkları (Aurora Borealis)
Çok eski zamanlarda Sedna isminde bir Eskimo kızı varmış. Kar ve buz ülkesindeki en güzel kızmış Sedna, annesi yokmuş, babasının da tek kızı imiş. Babası ile birlikte deniz kenarında kışın buz ve kardan evlerinde, yazın da geyik derisinden yapılmış çadırlarında yaşarlarmış. Ülkenin bütün delikanlıları gelip Sedna’nın kalbini kazanmaya uğraşırlarmış ama o hiç birine yüz vermez, onlara çok haince davranır, bundan da çok hoşlanırmış.

Nihayet bir yaz günü uzak bir ülkeden gelen üstünde en kıymetli kürklerden giysisi ile genç ve yakışıklı bir avcı denizden kayığı ile gelip evlerinin önünde durmuş. Genç adam karaya çıkmamış, kenarda durup kayığı dalgalarla hafif hafif sallanırken Sedna’ya seslenmeye başlamış. Sedna nihayet dayanamamış, ismini bilen bu genci görmek için dışarı çıkmış. 

Yabancı avcı Sedna’yı görür görmez ona en tatlı sesi ile şarkı söylemeye başlamış;

“Güzel kız, kuşlar diyarına gel benimle,
Uzun kış gecelerinde
Çadırımız aydınlık ve sıcacık olacak,”

Sedna kapıda durup genç avcıyı dinleyince kalbinin ilk defa kıpırdadığını hissetmiş. Ama gene de yerinden kıpırdamamış. Avcının yalvarmalarına aldırmaz görünmüş. Üzülen avcı gene şarkısına başlamış.

“Ayı balığının yumuşacık kürkü,
Sedna’mı ısıtacak,
Dişlerinden yaptığım kolye,
Sevgimle bir olup gerdanını saracak.”

Bütün bunları dinleyen Sedna, fazla dayanamamış, içeri gidip deri battaniyesine sarılmış sevinçle kayığa, avcının arkasına atlamış. Avcı da küreğine sarılıp büyük dalgaların üstünden aşarak denizlerin ötesindeki kuşlar ülkesine Sedna’sını götürmüş.

Ama zavallı Sedna’nın mutluluğu uzun sürmemiş. Çok geçmeden yakışıklı avcı kocasının aslında bir insan olmadığını öğrenmiş. Onun martıya benzeyen bir kuşun hayaleti olup bazen da kendisini kandırmaya geldiği zaman olduğu gibi bir insan şeklinde girebildiğini öğrenmiş.

Zavallı Sedna hakikati öğrenince ona olan sevgisinin yerini ona karşı büyük bir korku almış. Avcı ne kadar çadırda oturup ona ne kadar güzel sözler söyleyip yalvardı ise de gene Sedna’nın korkusunu geçirememiş. Böylece Sedna güzel çadırında yumuşacık ayı postunun üstünde en güzel giysileri ve fildişi gerdanlığı ile oturup, durmadan ağlarmış. Öbür tarafta beyaz karlar ve buzlar ülkesinde yalnız kalan zavallı babası ise Sedna’sının özlemi içinde durmadan ağlarmış. Babası nihayet bu özleme daha fazla dayanamayıp denizin durgun olduğu bir gün kayığını indirip kuşlar ülkesine Sedna’sını aramaya gitmiş.
Ahşap Figürin, Thule Kültürü,  Kanada Medeniyetler Müzesi
M.S. 1250-1300, Baffin Adası, Nunavut
Denizler, buzlar, dereler aşmış, nihayet kuşlar ülkesine ulaşmış. Sedna’nın çadırına gelmiş. Bakmış kocası oralarda yok. Sedna ayı postunun üzerine oturmuş, dertli dertli ağlıyor. Sedna’yı kucağına aldığı gibi kayığına götürmüş. Bütün kuvveti ile küreklere sarılıp insanlar ülkesine doğru yol almış. Onlar gittikten az sonra evine gelen kuş hayalet avcısı bakmış Sedna yok, kaçıp gitmiş, hemen korkunç bir kuş şekline girip korkunç sesler çıkararak kayığına atlamış.

Sedna’nın babası onun kayığına yaklaştığını görünce hemen Sedna’yı hayvan derilerinin altına saklayıp hızlı hızlı yoluna devam etmiş. Kuş hayalet gene bir yakışıklı avcı şekline girip yalvarmaya başlamış. 

“Sedna, sevgili Sedna, ne olur görün bana.”

“Asla!” demiş babası. “Artık onu senin elinden kurtaracağım.”

“O benimdir alamazsın,” diye bağıran avcı korkunç bir kuş olup kayığın üzerinden kanatlarını çırparak ve korkunç sesler çıkararak uçmaya başlamış.

Sonra da karanlıklara uçup denizin içine dalmış. Dalması ile de durgun deniz kabarmış, etraf kocaman dalgalar ve şiddetli rüzgârlarla alt üst olmuş. Sedna’nın babası böyle kudretli bir düşmanı kızdırıp öfkesini üzerine çektiği için çok korkmuş. Öyle korkmuş ki, artık Sedna’yı falan düşünmeden yalnız bu denizden kurtulmanın çaresini aramaya bakmış. Etrafında kabaran dalgalar, gürleyen rüzgâr hep aynı şeyi söylüyormuş. “Sedna, Sedna, Sedna’yi bize var.” Böylece çok korkan ve çaresiz kalan baba canını kurtarmak için Sedna’yı sardığı derilerin içinden çıkarıp tuttuğu gibi kayıktan dışarı, azgın denizin içine fırlatmış…

Dalgalar büyük bir patırtı ile Sedna’yı alıp denizin dibine çekmişler. Sonra da azgın deniz dümdüz olmuş. Parlak yaz güneşi de sakin denizin üstünde parlamaya başlamış. Zavallı baba bitkin, üzgün küreklere sarılıp sahile evinin önüne varmış. Gece de bastırmaya başlamış. Buz ülkesinde olduğu gibi çok soğuk, rutubetli, ama sakin bir geceymiş. Zaten çok üşüyen Baba bir ayı dersine sarılıp çadırında bağlı duran köpeğinin yanına gitmiş.

Baba ile köpeği uyuya dursun, dışarıda sakin deniz birden azıp öyle bir fırtına çıkmış ki, dalgalar Sedna’nın babasının çadırına kadar gelerek çadırı, babayı ve köpeğini hep birlikte denize sürüklemişler. Hepsi birden doğru denizin dibine inince bir de bakmış ki kızı karşısında bir kraliçe olarak duruyor… Denizde kaybolanların ruhlarının kraliçesi…

Babasını gören Sedna onu affedip çadırı kendisi ve köpeği için denizin dibindeki ülkesinde bir yer vermiş. Artık kendisi de bir hayalet olan Sedna kendisini kazanan hayalet avcıdan da korkmaz olmuş.
Böylece deniz ruhlarının Kral ve Kraliçesi olarak derin denizin dibinde mutlu bir hayat sürmüşler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder