24 Temmuz 2012 Salı

BİLGİ ADAMI VE DÖRT DÜŞMANI


"Biz bir şey biliyoruz. Tanrımız aynı Tanrıdır. Bu dünya mübarektir. Beyaz adam bile ortak kaderimizden kaçamaz. Belki biz hepimiz kardeşiz. Zaman bunu gösterecektir."

Şef Seattle'ın beyaz adama mektubundan, 1854 (Türkçe)


Amerika kıtasının gerçek yerlileri olan Kızılderililer, farklı kültürleri, sahip oldukları toplumsal değerler ve doğayla kurdukları özel ilişki ile, Batı toplumlarına, modernliğe ve kendimize farklı, eleştirel bir gözle bakmamızı sağlayan bir halk.

Aşağıdaki notların sahibi Carlos Castenada, yaşlı bir Yaqui kızılderisi olan Don Juan ile 1960’larda tanıştığında, Meksika’nın Sonora yöresinde kullanılan çeşitli tıbbi bitkileri inceleyen genç bir antropoloji öğrencisiydi. Don Juan’ın öğretileri adı altında yayınlanan bu notlar, Castenada’nın bilge Kızılderili ile geçirdiği ilk beş yılın öyküsü.

Globalleşmesiyle fazlaca övündüğümüz dünyada, alt toplumların özgün kültürel değerlerini silmek veya küçümsemek yerine koruduğumuzda; onlara önyargılarımızdan sıyrılarak, açık bir algı ve merakla yaklaştığımızda, bizleri ayırmak yerine nasıl birleştireceğini ve zenginleştireceğini gösteren en güzel örneklerden biri aynı zamanda…  

(Resim: Tony Abeyta, Celebration)

***

Don Juan’ın Öğretileri, Yaqui Kızılderililerinin Bilgi Yöntemi, Söz Yayın, 1998
Yazar: Carlos Castenada, Türkçesi: Nevzat Erkmen

BİLGİ ADAMI

8 Nisan 1962, Cumartesi

Görüşmelerimiz sırasında Don Juan tutarlı bir biçimde “bilgi adamı sözcüklerini kullanıyor ya da bu kavrama göndermeler yapıyordu. Ama bununla ne demek istediğini hiç açıklamamıştı. Bunu, ona sordum.

“Bilgi adamı, öğrenimin zorluklarına katlanmayı göze almış bi kimsedir,” diye yanıtladı. “Acele etmeden, bocalamadan, güç ve bilgi gizlerinin sökülmesi, çözülmesi yolunda gidebileceği son aşamaya varmış olan bi kişidir.”
“Her isteyen bilgi adamı olabilir mi?”
“Hayır, herkes olamaz.”

“Bilgi adamı olmak için ne yapmak gerek öyleyse?”
“Dört doğal düşmanına meydan okuyup onları yenmelidir.”
“O dört düşmanının her birini yenen bir kimse, bilgi adamı olur mu?”
“Evet. Anca, dört düşmanının her birini yenebilen adama bilgi adam denir.”
“Bu düşmanları yenen herkes bilgi adamı olur mu?”
“Hepsini yenen herkes bilgi adamı olur.”
“Bu düşmanlarla savaşıma geçmeden önce yapılması gereken başka şeyler yok mudur?”
“Yoktur. Her isteyen, bilgi adamı olmayı deneyebilir; ama çok azı gerçekten başarır bu işi- doğal bi şey bu. Bilgi adamı olma yolunda karşılaşılan düşmanlar gerçekten korkunç şeylerdir; çoğu insan yenik düşer onlara.”
“Nasıl düşmanlar bunlar, don Juan?”

Düşmanlar konusunda konuşmak istemedi. Bu konuyu anlamam için daha çok zaman olduğunu söyledi. Lafı değiştirmek amacıyla, benim bir bilgi adamı olup olamayacağımı sordum. Bunu kimsenin kestiremeyeceğini bildirdi. Ama bir bilgi adamı olup olmayacağımı gösteren herhangi bir ipucu bulunup bulunmadığını ısrarla sorunca, bunun, o dört düşmanla savaşımın sonucuna bağlı olduğunu – onları yenebiliyor muyum yoksa onlara yeniliyor muyum – ama o savaşın sonucunu şimdiden bilmesinin olanaksızlığını belirtti.
Savaşımın sonucunu görebilmek için büyü yapmak ya da fala bakmak mümkün müdür diye sordum. Hiç kimsenin, ne araç kullanırsa kullansın, bu savaşımın sonucunu önceden bilemeyeceğini kesin bir dille anlattı. Neden olarak da bilgi adamlığının geçici bir şey oluşunu gösterdi. Bu noktayı açıklamasını istediğimde, yanıtı şöyle oldu:

“Bilgi adamı olmak sürekli değildir ki! Bi insan tam olarak bilgi adamı olamaz zaten. Ancak çok kısa bi an için olunuverir bilgi adamı, dört düşmanı yendikten sonra…”

DÖRT DÜŞMAN

15 Nisan 1962, Pazar

Gitmeye hazırlanıyorken, birden bilgi adamının düşmanlarını gene sormak geldi içimden. Uzun süre uzakta kalacağımı, söyleyeceklerini falan yazarsam bu konuları düşünme fırsatını bulabileceğimi falan anlatarak onu kandırmaya çalıştım.
Bir süre, ikircimli, bekledi; sonra konuşmaya başladı:
Bi insan öğrenmeye başlayınca, amaçlarının neler olduğunu kesin olarak bilmez. Başka bi niyet vardır, amaçları belirgin değildir. Hiçbir zaman gerçekleşemeyecek ödüller ummaktadır. Çünkü öğrenmenin zorluklarını bilmiyordur henüz.
“Yavaş yavaş öğrenmeye başlar-önceleri azar azar, sonra da büyük parçalar halinde… Çok geçmeden düşünceleri çatışır. Öğrendiği şey, umduğu, düşlediği gibi çıkmamıştır. Bu durum, onu korkutur. Öğrenim, hiç de beklenilen gibi olmamıştır. Öğrenimin her adımı yepyeni görevler yükler insana; kişinin korkuları acımasızca birikirler, baş kaldırırlar. Bir savaş alanına döner yaşamı.

“İşte, doğal düşmanların birincisiyle böyle karşılaşılır: Korkuyla! Yenmesi güç, hain, korkunç bir düşmandır korku. Bütün yol boyunca saklanır, ummadığın yerlerde sinsi sinsi bekler seni. Eğer, onu karşında gördüğün zaman, kaçmaya başlarsan, unut artık bilgiye falan ulaşmayı…”
“Korkup kaçan kimseye ne olur?”
“Bi şey olmaz. Ama öğrenemez bi daha… korkusunu göğüslemesi, korkusuna karşın öğrenme yolunda bir adım daha ilerlemeyi göze alması gerekir. Bi adım daha, bir adım daha. Korkuyla dolmalı… Evet! Ama, korksa da ilerlemeyi sürdürmeli, durmamalı. Bu işin yöntemi böyledir! Bu birinci düşmanının pes edeceği bir an gelecektir. Adama güven duygusu gelir. Niyeti daha da güçlenir. Öğrenmeyi öyle korkutucu bir şey gibi görmez artık.
“Bu sevinçli an gelince birinci doğal düşmanını yendiğini çok iyi bilir insan.”
“Hemen mi olur bu, don Juan, yoksa azar azar mı?”
“Azar azar olur, ama korkusunun kaybolması çabucak olur. Birdenbire olur.
“Ama yeni bir şeyler gelirse başına, gene korkmaz mı adam?”

Seattle Sanat Müzesi
“Hayır korkusunu bir kez yitirmeye görsün insan, artık yaşamında korku nedir bilmez. Korkunun yerini zihin berraklığı alır – korkuyu silen bir zihin berraklığı. Artık, o kimse ne istediğini biliyordur; o isteklerini nasıl doyuracağını da biliyordur. Yeni öğrenimleri kazanmak için adımlarını nasıl atması gerektiğini sezer; her şey apaçık çıkmıştır ortaya. Artık hiçbi şey saklı değildir bu adamdan.

“Bu da ikinci düşmanın karşısına çıkarır onu: Berraklık! Ulaşılması o denli zor olan zihin berraklığı korkuyu kovar, ama kör eder insanı aynı zamanda.
“İnsanın kendisinden kuşku duymamasına yol açar; istediği şeyi yapabileceği inancını verir ona. Çünkü o kişi artık her şeyi apaçık görebilmektedir. Berraklığın yüreklendirdiği kişi, bi türlü durmak bilmez. Ama büyük bir hata yapmaktadır. Bu işin bir eksik yanı vardır. Adam kendisini bu sözde güce bırakırsa, ikinci düşmanına boyun eğmiş sayılır. Ve öğrenme diye bi şey kalmaz. Sabırlı olması gereken yerde aceleci olacak, ya da acele edilmesi gereken yerde sabırlı olmayı seçecektir. Zaman gelecek, artık yeni bir şey öğrenme yetisini yitirecektir.”
“Bu tür bir yenilgiye uğrayan kimseye ne olur, don Juan? Ölür mü?”
Hayır, ölmez. İkinci düşmanı, bu adamın bi bilgi adamı olma çabasını kösteklemiştir; artık bu adam, bilgi adamı olmayı istemek yerine, devingen, kıvrak bi savaşçı olmayı yeğleyebilir… Ya da soytarı olmayı. Ne var ki, kendisine pek pahalıya mal olan o berraklık hiçbir vakit karanlığa ve korkuya dönülmeyecektir. Yaşamı boyunca her şeyi açıkça görecektir; ama yeni bi şey öğrenemeyecektir, öğrenme özlemi çekmeyecektir.”
“Ama, yenilmemek için yapabileceği bir şey yok mudur?”
“Korkuyu nasıl aşmışsa yine öyle yapmalıdır; berraklığa meydan okumalıdır. Elde ettiği berraklığı, önünü daha iyi görüp yeni adımlarını ona göre atmak için kullanmalıdır. En önemlisi de, berraklığının bi yanlışlık sonucu ortaya çıktığını düşünmelidir. Ve öyle bi an gelecektir ki bu berraklığın, gözleri önündeki bir noktadan başka bi şey olmadığını anlayacaktır. Böylece ikinci düşmanını da yenmiş olacaktır; artık hiçbi şeyin ona zarar veremeyeceği bi yere ulaşacaktır. Bu, bi hata olmayacaktır. Bu, gerçek bi güç olacaktır.”

“Bu yere ulaşınca, ardından koştuğu güce sonunda kavuştuğunu bilecektir. Ne isterse yapar artık bu güce. Dostu, onun buyruğundadır artık. Ne isterse, yasa odur. Çevresinde ne varsa görmektedir. Ne var ki, üçüncü düşman dikiliverir karşısına: Güç!

“Düşmanların en güçlüsüdür güç. En doğal şey, ona boyun eğmektir. Öyle ya, o kimsenin buyruğunda değil midir güç!? Buyurur; kimi sakıncaları göze ala ala kendi yasalarını kendi yapar. Çünkü buyruk ondadır.
“Bu durumdaki birisi yaklaşmakta olan üçüncü düşmanın pek farkına varmaz. Bi bakmışsın, birdenbire haberi bile olmadan yitirivermiş savaşımı. Düşmanı, onu, kıyıcı, tutarsız bi adam haline göre getirivermiş…”
“Gücünü yitirir mi?”
“Hayır, berraklığını da gücünü de hiçbi vakit yitirmez.”

“Bilgi adamından farkı nedir, öyleyse?”
“Kendi gücüne yenilen bir kimse, onu doğru dürüst yönlendiremeden ölür gider. Yazgısının üstüne yük gibi biner gücü. Böyle birisi kendini yönetemez ve bilmez gücünü ne zaman ya da nasıl kullanması gerektiğini.”

“Bu düşmanlardan birine yenilirsen, bu kesin bir yenilgi mi demektir?”
“Evet, kesin yenilgi olur bu. Bu düşmanlardan biri adamı yenmeyegörsün, artık yapacak bi şey kalmaz.”
“Örneğin, güce yenilen bi adam yanlışını görerek durumu düzeltebilir mi?”
“Düzeltemez. Bi yenilmeyegörsün, işi bitmiştir artık.”
“Ya geçiciyse güce aldanması; ya gücü teperse zamanında?”
“Savaşın sürüyor sayılır o halde. Hala bilgi adamı olmaya çalışıyor demektir bu. Artık hiç çabalamıyorsa, kendini koyuverirse yenilmiş olur bu kimse ancak.”
“Ama don Juan, bir insan yıllarca korkuya yenik düşebilir ve sonunda korkusunu yenebilir.”
“Hayır, doğru değildir bu. Korkuya kapılırsan, korkuyu yenemezsin; çünkü öğrenmekten ürküyorsundur ve öğrenmek için çaba göstermiyorsundur. Ama korkusunun içinde yıllar boyunca sürdürürse öğrenme çabasını, ola ki korkusunu yenebilir. Çünkü kendini korkuya bütünüyle bırakmamıştır.”

“Üçüncü düşmanı nasıl yeneriz, don Juan?”
“Ona karşı çıkarak. Bile bile… Kendimizin gibi görünen gücün, gerçekten kendimizin olmadığını kavrayarak… Bütün öğrendiklerimizi dikkatle ve inançla kullanarak, sürekli olarak sınırlarımızı zorlamayarak… Kendimizi denetleme durumunda, berraklığın ve gücün hatalardan da kötü olduğunu görebilirsek, her şeyi denetimimiz altında bulundurduğumuz bi noktaya erişebiliriz. İşte o noktada gücümüzü nasıl ve ne zaman kullanabileceğimizi biliriz. Üçüncü düşmanı böylece yenmiş oluruz.

“Bu da insanı öğrenim yolculuğunun sonuna getirir. Bi de ne görürsün! Sonuncu düşman karşına dikilmiş durmaktadır. Yaşlılık! Düşmanların en acımasızıdır bu. Hiç bir zaman bütünüyle yenemeyeceğimiz bir düşman… Sürekli olarak savaşıp, uzak tutmaya çalışmaktan başka yapılacak bir şey yoktur.”


“İşte bu dönemde insan hiçbir şeyden korkmaz; zihni berraktır, sabırsız değildir- bütün güçleri denetimi altındadır. Ne var ki, bu dönem aynı zamanda direngen bir dinlenme arzusunun ortaya çıktığı bir dönemdir. Bir yere uzanmak, unutmak isteğine bırakırsa kendini; yorulur yorulmaz sürdürdüğü çabayı bırakırsa, son raundu kaybetmiş olur. Titrek, yaşlı bir yaratık haline sokuverir onu düşmanı. Çekilme arzusu, tüm berraklığını, gücünü ve bilgisini bastırır.

“Ama insan silkinir de yorgunluğundan sıyrılır, yazgısının gerektirdiği yaşamı sürdürürse, bu son yenilmez düşmanıyla savaşımda bir an dahi olsa başarılı olursa, işte o zaman bilgi adamı olmuş demektir. Berraklığın, gücün ve bilginin egemen olduğu bu an, yeterlidir onun için.”





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder