24 Nisan 2012 Salı

İsmet İnönü: “Politika Yüksek Bir Sanattır” *

Fotoğraf: İsmet İnönü ve Harika Çocuklar (Beyaz elbiseli, İdil Biret)
Son günlerde yazılı ve görsel basında siyasetçilerin ağzından, köşe yazarlarının kaleminden, yakın tarihimiz merkeze alınarak, önümüze düşen pek çok güncel tartışmaya şahit oluyoruz. Kanıtlar, yanıtlar, iddialar kağıt uçak gibi uçuşuyor havada.

Ne var ki, kağıt uçaklar herkese neşe veren masum şeylerken, tarihsel çerçevesinden, toplumsal bağlamından kopartılarak, yalnızlaştırılan yargılar, gerçeğin yalnızca bir parçasına dayandırılan iddialar, fikirsiz zihinlere yanlış bilgiler ve masum yüreklere hoşgörüsüzlük tohumları ekmekten başkaca işe yaramıyor.
Gelin bugün yakın tarihimizde çok önemli bir yeri olan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Başbakanı, İkinci Cumhurbaşkanı, İstiklal madalyası sahibi şerefli bir asker, usta bir diplomat ve şefkatli bir aile babası olan İsmet İnönü’nün siyasete ilişkin fikirlerini kısaca ortaya koyan bir söyleşiden alıntılar okuyalım.

* Televizyona Anlattıklarım, Derleyen, Nazmi Kal, Bilgi Yayınevi, Aralık 1993

“Benim çocukluğum, İsmet Paşa’nın efsaneleştiği İkinci Dünya Savaşı yıllarına rastlar. 1959 yılında, öğrencilik yıllarımda konservatuarda bir öğrencinin resitaline gelmiş, orada hayranlıkla seyretmiştim kendisini. 1970’te TRT’de televizyon prodüktörü olarak göreve başladım. 1973’te İnönü Zaferlerini anlatan bir program yapmaya karar verdim. Sorularımı ve ön konuşmamı hazırladım. İlk kez ekrana çıkacaktım. Hem de İsmet Paşa’nın karşısında. Ya teklersem diye çok korkuyordum. Gece uyuyamadım ama soruları çok iyi ezberledim.
İsmet Paşa sorulacak soruları ister, ne kadar konuşacağını da sorardı. Zamana mutlaka uyardı. Televizyon konuşmalarına çok titiz hazırlanır, konuşmaları evde de banda alırdı sanıyorum. Konuşmalarında yanlış anlamaya sebebiyet verebilecek ifadelere yer vermek istemezdi. 24 Aralık 1973’te kaybettiğimiz İsmet Paşa ile karşılıklı konuşabilmiş olmayı sadece meslek hayatımın değil, tüm hayatımın en büyük şerefi olarak kabul ediyorum… Çocuklarıma ve torunlarıma bırakacağım en büyük şeref bu olsa gerek…“

***

Bu konuşmanın tamamı 1970 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ellinci yılı nedeniyle, Anadolu Ajansı eski genel müdürlerinden, gazeteci-yazar Hüsamettin Çelebi ve gazeteci-yazar Örsan Öymen tarafından yapılmıştır.

İÇİNDE BULUNDUĞUM EN SON DURUM, EN SON MESELE, BENCE EN ÖNEMLİ MESELEDİR

Soru (H.Ç.): Paşam elli yıldan beri Türkiye Büyük Millet Meclisindesiniz ve bu bakımdan teksiniz, Türk tarihinde. Bu elli yıl tesirinde kaldığınız olaylar var mı?

İnönü: Bu umumi bir merak konusudur. Bende böyle bir duygu yoktur. Ben 1920’de birinci derecede politika mesuliyetine başladım. Doğrudan doğruya ve memleket idaresine. Ama oraya gelinceye kadar 1908’den itibaren genç yaşta memleket meseleleri içine karışmıştık. Politika hayatına karışmıştık. 1914 Birinci Cihan Harbi patladığı zaman 30 yaşındaydım. Yetişmiş bir çağda sayılıyordum. Benim yaradılışımda bir özellik vardır. Daima içinde bulunduğum en son durum, en son mesele bence en önemli meseledir. 1920’de resmen imparatorluğun sona ermiş olduğu bir vaziyette mesuliyeti ele almış olduk. O gün hâkim olan başlıca iş, aldığımız vazifenin çok önemli olduğunun tesiri altında nasıl çalışacağız, nasıl milletimiz için iyi bir neticeye ulaşmak imkanı hasıl olacak; bunun çabaları içinde başka bir düşünce zihnimizi işgal etmez durumdaydık. O devir içinde vazife duygusuyla elimizden geleni yaptık. O zamanlarda ve ondan sonraki devirlerde ne kadar muvaffak oldum, bunu araştırmak ve hüküm verme benim dışımda olan vatan evlatlarının ödevlerine giriyor. 

POLİTİKA YÜKSEK BİR SANATTIR

Soru (Ö.Ö.) : Paşam, genç parlamenterlere tavsiyeniz var mı?

İnönü: Türkiye’nin meseleleri daima tazedir. Yeni ihtiyaçlar ilk ihtiyaçlar kadar önemlidir. Bir defa bu fikri bizim politikacılarımızın benimsemesi lazım. İleri memleketlerin büyük meseleler seviyesine gelinceye kadar, bir defa kaybedilen asırları tamamlamamız lazım. Politikacının sözüne inanılır adam olması lazımdır. Politikayı avutma, aldatma zannetmek onun zerresini anlamamak demektir. Politika yüksek bir sanattır. 

ÇOK PARTİLİ HAYATTA KARŞIMDAKİNE SAYGI HİSSİ İLE DAVRANMIŞIMDIR

Soru (H.Ç.): Paşam bu 50 yıl içinde başarılı gördüğünüz parlamenterler oldu mu?

İnönü: Beraber çalıştığım insanları minnetle yadederim. Sonra çok partili hayata girdik. Karşılıklı partiler münasebetlerine ulaştık. O zaman da karşımdakine saygı hissi ile davranmışımdır. Çok çalışmaya ihtiyacımız var. Meselelerimiz önemlidir. Ve bunların çözüm yollarını araştırıp bulmak, ısrarla, iyi niyetle takip etmek lazımdır. 

İKTİDARLAR ELLERİNDEKİ HUDUTSUZ SELAHİYETLERİ İHTİYATLA KULLANMALIDIR

Soru (Ö.Ö.): 50 yıl devamlı parlamentodasınız. Hiç seçilmemek kuşkunuz oldu mu?

İnönü: Hiç umurumda değil. Usulünü koymuşuz, seçileceğiz. Seçilirsek seçildik, seçilemezsek seçilmedik. Bu zihniyeti yerleştiremedim. Demokratik rejim başka türlü olmaz. Bir gün çekilmesi mukadder olduğunu ve lazım olduğunu anlayan bir zihniyet hâkim olursa, iktidarda bulunduğu zaman elinde hudutsuz anlamda salahiyetler bulunduğu zaman onu çok ihtiyatla kullanmasını tabiatıyla öğrenir. Bir takım yanlış fikirler asırlardan beri zihnimize dolmuştur. Onları bir türlü temizleyemiyoruz. Bunlardan çok zarar görüyoruz. 

GERİ KALMIŞLIK TAHMİN EDEBİLDİĞİMİZ ZARARLARIN EN BÜYÜĞÜDÜR

Soru (H.Ç.) : En çok hangi hizmetinizi beğenirsiniz?

İnönü: Efendim, benim kendimin beğendiğim bir hizmet yok. Böyle bir fikir yok bende. Daima yeni bir işin başında bulunmuşum, o işi tamamlamadan ayrılmışım, ondan sonra yeni meselelerle iktidara geliyorum veya muhalefete başlıyorum. Bugünkü meseleler, geçirdiğimiz bütün meselelerden daha az önemli değil. Geri kalmışlık tahmin edebildiğimiz zararların en büyüğüdür.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder