22 Nisan 2012 Pazar

Kısmet


Her çocuk gibi ben de 9-10 yaşlarında kâşiflere ve heyecanlı maceralara büyük bir merak duyardım. O günlerde resimli, renkli, incecik bir kitap geçti elime, bir solukta yuttum kitabı ve defalarca okudum daha sonra. Sadun Boro ve sadık yardımcısı, kedi Miço ile ilk tanışmamız böyle gerçekleşti.

Ne zaman canım sıkılsa, alırdım Miço’yu kucağıma, kıvrılırdım Kısmet’in küpeştesinin bir kenarına ve heyecanla seyrederdim uçan balıkları, egzotik meyveleri ve dev dalgaları. Uzaydan bakıldığında sevimli mavi bir topa benzeyen yerkürenin kucak açtığı farklı kültürlere olan merakım da hep canlı kaldı o günden sonra. 

Bugün kitapların yerini gelişmiş bilişim teknolojileri aldı bir ölçüde ve tembel masa başı kâşiflerine de gün doğdu. Kahvemizin dumanı üstündeyken, yedi kıtada harikulade yolculuklar yapmamız mümkün günümüzde. 

Gerçek kâşifler ise dünya tarihinin her döneminde var olmuş ve hep var olacaklar. İnsanlığı ileri götürmek, onları yeniliklerle, güzelliklerle tanıştırabilmek için yürekte, ruhta ve yolda en uzağa gitmeyi yine en cesur ve en çalışkanlar göze alacak. Onların açtıkları yoldan, pek çok takipçi geçecek, aynı bugün Sadun Boro’nun açtığı yoldan, onlarca Türk’ün ilerleyerek, dünya denizlerinde ay yıldızlı, al bayrağımızı dalgalandırması gibi. 

Dost rüzgârların yelkeninde; pruvanız neta, yolunuz açık, dönüş limanınız hep yüreğiniz ve sevdiklerinizin yanı olsun…

***

Sadun Boro: “Denizler beni çağırıyor”

1968 yılının 16 Haziran Pazar sabahı…
Kayışdağı üzerinden yükselen güneş, etrafı daha yeni yeni aydınlatıyor…
Üstü çiçek buketleriyle dolu kamaranın kenarına ilişmiş kahvemi yudumlarken, girdabına kapıldığım rüya aleminden sıyrılmaya çalışıyorum. Hakikaten Caddebostanda mıyız? Hakikaten Kısmet, yedi denizleri aşıp, yine o eski demir yerinde mi böyle sakin yatıyor?...
Yoksa, o uçsuz bucaksız ummanları aşarken gece dümen başında kurduğum hayal aleminde mi yaşıyorum?...
Sigaramın savrulan dumanı içinde kopuk kopuk sahneler canlanıyor… Bir teknenin omurgasının kızağa konuşu… Sevdiklerinden ayrılış… O sonsuz okyanuslar, tayfunlar, fırtınalar… Asude bir ada… Hindistancevizi ağaçları altında çalınan gitarla dans eden bronz renkli yerli kızları… Derken tamtamlar, yamyamlar, korsanlar, hastalık… Her an tabiatla pençeleşme… Hakikaten bu hayatı biz mi yaşadık?
Kaportadan içeriye eğiliyorum. Karım ranzasında sakin sakin uyuyor, ayakucuna Miço kıvrılmış… Demek üçümüz gene beraberiz…
Gözüme iskele ucunda asılmış bir bez dövizinin üzerindeki yazılar takılıyor: “Kısmet Caddebostan’a hoş geldin”…
Demek ömür boyunca peşinden koştuğum yegane gayem, gönderinde Ayyıldızlı kendi bayrağım dalgalanan kendi kotramla bir dünya seyahati yapmak emelim hakikat oldu…
Ey büyük Allahım çok şükür sana!...

***





***
Sadun Boro’nun denizci sözlüğünden: 

Alesta: Yapılacak işe “hazır ol” manasında emir.
Bodoslama: Bir teknenin omurgadan sonra baş ve kıçını teşkil eden kısmı.
Boylam: Dünya sathı üzerinde, kuzey ve güney kutbundan geçen nazari daireler.
Cezir: Ay ve güneşin çekimi, ayrıca dünyanın kendi mihveri etrafında dönmesinin neticesi, deniz suyu seviyesinin alçalma hadisesi.
Cunda: Direğin üst kısmı
Enlem: Dünya sathında, ekvator hattına paralel nazari daireler.
Fora etmek: Bağlı olduğu yerden çözmek, koyvermek, irtibatını kesmek.
Funda etmek: Demirlemek, demir atmak.
Kerteriz: Bir gemiden gözüken diğer bir gemi veya noktanın pusula ciheti.
Kulaç: Denizde derinlik veya mesafe ölçmede kullanılan birim. 1 kulaç, 181.5 santimetredir.
Küpeşte: Bordanın güverte hizasındaki kısmı
Lagun: Etrafını mercan kayalarının çevrelediği sakin su
Mil: 1852 metreye muadil deniz mesafe birimi, geminin sürati, saatte kat ettiği mil adedi ile ölçülür.
Neta etmek: Her şeyi yerli yerine, muntazam koymak.
Orsa: Yelkenle mümkün olduğu kadar rüzgârın geldiği istikamete yakın seyretmek.
Ölü dalga: Fırtına şiddetini kaybettikten sonra hala devam eden iri dalgalar.
Palamar: Bir gemiyi iskeleye bağlayan halatlar
Pupa seyri: Rüzgârı tam arkadan alarak yapılan yelken seyri
Pusula: İbresi daima manyetik kutbu gösterip, cihet tayinine yarayan cihaz
Pruva: Bir geminin baş bodoslamasının baktığı istikamet, tam önü
Rota: Bir geminin gittiği cihet
Rüzgarüstü: Rüzgârın estiği taraf
Sancak: Bir geminin başa bakarken sağ tarafına denir.
Sekstant: Güneş, ay ve yıldızların ufukla olan açısını hassas bir şekilde ölçmek için kullanılan navigasyon aleti.
Tramola: Bir yelkenli teknenin rüzgârı diğer taraftan kullanmak üzere dönmesi.
Vira: Demir almak ameliyesi ve onun için verilen emir.
Yalpa: Yandan gelen dalgaların tesiri ile geminin bir sancağa, bir iskeleye yatması.
Yeke: Dümenin üstüne takılıp, onu istenilen istikamette tutmaya yarayan ağaç manivela.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder