30 Nisan 2012 Pazartesi

Haldun Dormen: “Olmak ya da Olmak”


Türk Tiyatrosu’na uzun yıllar yönetmen, oyuncu ve tiyatro sahibi olarak emek vermiş, yüzlerce genci, onlarca oyunu sahnelere kazandırmış bir tiyatro insanı Haldun Dormen. Bugün kendisinin kaleminden, Genel Kültür olgusunun sanatçı ve insan yaşamındaki önemine ilişkin fikirlerini okuyacağız. 

Makalenin tamamı 2005 yılında, Epsilon Yayınevi tarafından yayınlanan, genç sanatçılara önerilerini derlediği “Olmak ya da Olmak” adlı kitapta bulunabilir.

Haldun Dormen ve Mask Koleksiyonu, Fotoğraf: Barış Acarlı
Yirmi birinci yüzyılda bütün dünya tek bir dil kullanıyor, kültür dili…
Maalesef son yıllarda Türk eğitim sisteminde, genel kültür denen şey çok geri plana itilmiş durumda. Lise bitirmiş gençlerin, üstelik sanatçı olmak isteyenlerin çoğunun, Dickens’tan, Dante’den haberi olmadığı gibi, kendi ülkelerinin sanat tarihine de imzalarını atmış Ahmet Adnan Saygun’dan, Orhan Peker’den haberi yok. Böyle olunca nasıl gerektiği gibi sanatçı olabilecekler, nasıl reji yapmaya kalkacaklar, bilemiyorum. Hele hele yirmi birinci yüzyılda, artık bütün dünyanın tek bir dil kullandığı, onun da kültür dili olduğu günümüzde, bu yalnızca bir eksiklik değil, üstünde ısrarla durulması gereken bir talihsizlik örneğidir. Tabii ki bunun suçu eğitilememiş olan gençlerde değil.

İlköğretim okullarımızda, liselerimizde bu boşlukları dolduracak dersler yok…
Suç dönüp dolaşıp yine her zamanki gibi eğitim sistemimizdeki büyük boşluklara ve eksikliklere dayanıyor. İlköğretim okullarımızda, liselerimizde bu boşlukları dolduracak dersler yok. İş birkaç hocanın bireysel becerisine ve merakına kalmış oluyor. Onlar vakit buldukça ellerinden geldiği kadar bu deliği kapatmaya çalışıyorlar. Onlardan az buçuk bir şeyler öğrenen çocuklar da, merakları varsa hocalarından yola çıkarak kendilerine yeni ufuklar arıyorlar. Meraklı olmayanlar ise duyduklarını unutup, bir şeyler öğrenmeye gayret etmeden ömürlerini tüketip gidiyorlar. 

Pek az gencimiz kendisine klasik müziğin ya da Türk sanat müziğinin o olağanüstü gizemli ve güzel dünyasının kapılarına şöyle bir göz atma fırsatı tanıyor.
Tabii ki iş yalnız hocalarda değil, öğrencilerin de bir şeyler öğrenmek için biraz kendilerini zorlamaları gerekiyor. Dünyada insana büyük zevk ve keyif verecek, bu arada yaşamı zenginleştirecek o kadar çok şey var ki… Bunlara sırt çevirmek, yokmuş gibi görmezliğe gelmek gerçekten yazık. Örneğin müzik deyince genellikle gençlerimizin aklına çok satan arabesk parçalar ya da ağızlarda sakıza dönmüş piyasa şarkıları geliyor. Bunların bazıları çok güzel, kabul ediyorum ama pek az gencimiz kendisine klasik müziğin ya da Türk sanat müziğinin o olağanüstü gizemli ve güzel dünyasının kapılarına şöyle bir göz atma fırsatı tanıyor. Oysa bir baksa, hele hele içeri bir iki adım atsa, yaşamı ne kadar güzelleşecek, günleri nice renklerle nasıl süslenecektir. Klasik yapıtlardan etkilenmeden dört başı mamur bir yönetmen olmaya olanak yoktur kanımca.

Aynı şekilde, bir yönetmenin resim sanatı ile de yakından ilgilenmesi, eline fırça almasa bile, büyük ustaların ışığı ne kadar iyi kullandıklarını, yapıtlarında dengeyi ne kadar iyi ayarladıklarını, duyguları ne kadar iyi aksettirdiklerini görmesi gerek. Hem sinemada hem tiyatroda her resmin kendi içinde bir dengesi olmalıdır. Aktörlerinizi sahnenin bir yanına yığarsanız, öteki tarafta da kayda değer bir şey yoksa, görüntü – ister sinemada ister tiyatroda- bir tarafa kaymış gibi görünecektir. Tıpkı bir terazinin biri dolu, biri boş iki kefesi gibi, bir taraf aşağı kayacak, öteki taraf da havada kalacaktır. Bir Raphael, bir Van Gogh ya da bir Cezanne resmine dikkatle bakarsanız ne demek istediğimi kolayca anlayacaksınız. Yönetmen olmak isteynlerin, yabancı ya da yerli büyük ustaların resimlerini mtlaka tetkik etmeleri gerekir. Farkında bile olmadan çok şey öğreneceklerdir. Özellikle bir sinema yönetmen adayı onlara baktıkça, işine yarayabilecek binbir güzellik keşfedecektir. Belki bunlar hemen kullanabileceği şeyler olmayacktır ama birikim dağarcığını doldurma bakımından çok yarar sağlayacaktır.

Tabii geleceğin dekor ve kostüm tasarımcılarının da bu resimlerde öğrenecek ya da yararlanacak çok şey bulabileceklerini söylemeye gerek yok.

Şahane Züğürtler, Dormen Tiyatrosu

Genel kültürümüzü oluşturan en önemli unsurlardan biri geçmişimizdir. 
Bu arada genel kültürümüzü oluşturan en önemli unsurlardan biri geçmişimizdir. Geçmişin üzerine sünger çeken biri, hiçbir zaman tam anlamıyla ilerici bir sanatçı olamaz, en azından işin nereden gelip nereye gittiğini bilemez. Güllü Agop’u, Naşit’i ya da Sedat Simavi’nin filmleri hakkında en ufak bir bilgisi olmayan, Afife Jale’nin sahneye çıkan ilk Müslüman kadın olduğunu, seslendirme dünyasında özellikle “Laurel ve Hardy” filmlerinin dublajlarıyla harikalar yaratan Ferdi Tayfur’un ses sanatçısı Ferdi Tayfur’la karıştırılmaması gerektiğini biiilmeyen kişilerin, kendilerini sanatçı olarak kabul ettirmelerine olanak yoktur kanımca. Bunlar ancak sanata uzaktan bakarak vakit geçirmeye çalışan kişiler olarak klamaya mahkum kimselerdir.

Genç bir tiyatrocu, sinemacı veya televizyoncu elinden geldiği kadar çok şey seyretmeye çalışmalıdır.
Konservatuvara başlayarak sanat dünyasına ilk adımlarını atan gençlerin pek az şey izlemelerini de hiç mi hiç anlamıyorum. Genç bir tiyatrocu, sinemacı veya televizyoncu elinden geldiği kadar çok şey seyretmeye çalışmalıdır. Daha önce de belirttiğim gibi, iyi prodüksiyonlardan olduğu kadar kötülerden de çok şey öğrenilir. En azından nelerin yapılmaması gerektiği anında gözlerinizin önüne serilir. Yeni yetişen gençlerin hiçbir şeyi beğenmediklerini, eskilerin yaptıklarını çağı geçmiş olarak tanımladıkların, kendi yaşıtlarının çalışmalarını da izlemeye değer bulmadıklarını görüyor ve dehşet içinde kalıyorum. 

Günümüzün gençleri çok şanslılar. Bugün neredeyse her sokakta bir resim galerisine rastlamak mümkün. 
Bugün İstanbul artık bütün büyük metropoller gibi her türlü sanat olayının sergilendiği ve gerçekleştirildiği çok önemli bir kent oldu. Kendimize ait olanlar dışında dünyanın dört bir tarafından uluslararası üne sahip orkestralar, ses sanatçıları, ressamlar, dansçılar, efsanevi cazcılar, tiyatro toplulukları ayağımıza kadar gelip becerilerini sergiliyorlar. Düşünüyorum da ellili yılların başında Tünel’de ilk kez özel bir sanat galerisi açılmıştı. İstanbul’daki bu tek sanat galerisinin adı “Maya” idi, kurucusu da kentimizin entelektüellerinden, o yılların seslendirme kraliçesi Adalet Cimcoz’u. “Maya”nın açılması büyük bir olay olmuş, herkes haftalarca bu minicik galerinin açılmasından söz edip durmuştu. Gerçekten de mini mini bir odacıktı “Maya”, ama önemli, çok önemli bir işin öncülüğünü yapmıştı. Bugün neredeyse her sokakta bir resim galerisine rastlamak mümkün. Günümüzün gençleri bu bakımdan çok şanslılar. Bütün yeni akımları, eskileryle birlikte seyretmek olanağı buluyorlar. Üstelik bu galeriler gezmek için hiçbir şey ödemeleri gerekmiyor.

Ülkemizde gençlerin öğrenmeye meraklı olduğunu söylemek mümkün değil, bu da beni üzüyor.
Bugün artık değil bir sanatçının, başka işlerde çalışan insanların bile genel kültür edinmeden sosyal bir kişilik sahibi olmalarına olanak yok. Biraz meraklı olmak, biraz etrafa bakmak, biraz kitap karıştırmak size bu yolu açmaya yardımcı olacaktır. 

Eğitim sistemimizi çağa uygun biçimde yeniden yapılandırmalıyız. 
Ender de olsa, olağanüstü donanımlı gençleri gördüğümde mutlu oluyorum, ama bunun bireysel düzeyde kaldığı bir gerçek. Ülkemizde gençlerin öğrenmeye meraklı olduğunu söylemek mümkün değil, bu da beni üzüyor.  Ne yapıp etmeli, eğitim sistemimizi çağa uygun bir biçimde yeniden yapılandırmalıyız. Yoksa ulusça büyük bir kara deliğe yuvarlanmaktan – üstelik yalnız sanatçılar konusunda da değil – kendimizi kurtaramayacağız. 

İyi bir sanatçının kendisine inananların önlerini aydınlatması gerekir. 
Sanatçının görevi biraz da yol göstermek, kişileri güzelliklerle dolu yollara yönlendirmek olduğuna göre yalnız yetenekli olmak ve yaptığı işte başarı kazanmak yetmiyor. Sanatçının mutlaka bilgili olması, her şeyden biraz olsun anlaması ve bu nedenle çevresinde saygı duyulan söz sahibi bir kişilik edinmesi kaçınılmazdır. Kısacası iyi bir sanatçının kendisine inananların önlerini aydınlatması gerekir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder