27 Mart 2012 Salı

Hayat bir sahnedir

Neden tüm sanatlar içinde sadece tiyatro daha özgün bir yere sahiptir,
en toplumsal olanıdır? Çünkü tiyatro, metin yazımından, sahnelemeye, sahne
arkasından sahne üstüne, ayrılmaz öğelerinden birisi olan izleyiciye kadar “insan”a
yaslanır ve insandan umudunu kesmez.” Aziz Çalışlar, Tiyatronun ABC’si

Tiyatro Kılavuzu adlı kitabında Metin And, ilkel insanı oyunculuğa yönelten temel güdüleri şöyle sıralıyor: Taklit, dinsel inançlar, haberleşme, eğitim, korkutma, özünü cesaretlendirme ve eğlence. Bu güdülerden günümüze kadar gelerek, modern tiyatro sanatını yaşatanlar ise, kişilerin günlük yaşamın sıkıntılarından kurtulma ve farklı yaşamları merak ederek, tanıma isteği.

Sergilenme biçimi ve içerik yönünden bakıldığında tiyatro pek çok alt dala ayrılıyor, bu alt dallar
arasında çok özel ve önemli yere sahip bir tür de müzikaller. Oyunculardan dans
etme ve şarkı söyleme gibi ek becerileri mükemmel şekilde yerine getirmesini
talep eden, seyircinin gözüne renkli ve kolay gözükse de, sahne gerisinde çok
ağır ve uzun çalışmalar gerektiren bir tür müzikal tiyatro.

Müzikaller denince ilk akla gelen ülke elbette Amerika oluyor. Sadece tiyatro sahnesinde değil, renkli ve sesli film çekiminin yaygınlaştığı ikinci dünya savaşı ertesinde, halka moral
aşılamak amacıyla da çekilen filmlerde geniş bir yer buluyor bu tür. Uzun yıllar boyunca yapım şirketlerinin önemli gelir kaynaklarından biri olan
müzikaller, bir döneme damga vuran, unutulmaz starlarını da yaratıyor.

Ülkemizde müzikallerin son elli yılına baktığımızda, akılda kalan pek çok başarılı prodüksiyonla karşılaşıyoruz: Sadık Şendil’in kaleminden, Ayten Gökçer’in başrolünü oynadığı, 7 kocalı Hürmüz, Dormen Tiyatrosu’nda sahnelenen Gülriz Sururi’nin başrolünü oynadığı Sokak Kızı İrma uyarlaması, Haldun Taner’in kaleminden, dev bir oyuncu kadrosunun can verdiği, Keşanlı Ali Destanı, Sururi ve Cezzar Tiyatrosu’nda sahnelenen yenilikçi Hair uyarlaması, Çiğdem Talu ve Melih Kibar’ın ellerinden çıkan, şarkıları bugün bile hafızalardan silinmeyen, 2009’da
Broadway’de sahnelenen ilk Türk müzikali olan, Hisseli Harikalar Kumpanyası,
Zuhal Olcay ve Cihan Ünal’ın dünya standardında bir uyum yakaladıkları, Evita
uyarlaması ilk akla gelen örnekler.

Seyirciye zengin ve görkemli bir sahne deneyimi yaşatırken, oyuncuları
da çok yönlü olarak geliştiren müzikallerin ülkemizde hak ettiği yeri bulması için daha
kat edecek epey yol olsa da, günümüzde bu dala gösterilen merak ve ilgi hızla
artıyor. Müziği ve sözleri Cole Porter’a ait olan, Broadway’de en uzun süre
sahnelenmiş ve MGM tarafından sinema filmi de yapılmış “Öp beni Kate”
müzikalinde Fred/Petruchio’nun dediği gibi “Keyfin olmadığı yerden kazanç çıkmaz”. Günlerdir yolunu gözlediğimiz nazlı bahara hoş geldin derken, yaşamınızdaki keyif verici uğraşların sayısını arttırmanız dileğiyle.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder