30 Mart 2012 Cuma

Devletim bilir, ben bilmem (mi) ? Hayırseverlik Bilinci - 1

Fotoğraf: Dorothy Chandler Pavillion, Los Angeles

Ülkemizde son yıllarda gerek özel şirketler, gerekse bireyler tarafından önemi giderek daha iyi anlaşılan hayırseverlik, sorumlu vatandaşlık ile atbaşı giden bir kavram.

Bugün her şeyi yerel/ulusal idarelerden beklemek yerine, sorumlu vatandaşlık ve hayırseverlik bilinci ile neler başarılabileceğini örnekleyen bir yazıdan alıntılara yer veriyorum. “Devletim bilir, ben bilmem” kültüründen kurtulmamız için bize faydalı ipuçları veren yazının tamamı, değerli gençlik ve çocuk yazarı İpek Ongun’un ilk basımı 1993 yılında yapılan, “Bu Hayat Sizin” adlı kitapta yer alıyor.


Kendi sanat ortamını kendin yarat, İpek Ongun*

Amerika’nın Los Angeles kenti kültür açısından iddialı bir kent. Görkemli konser salonlarını, tiyatro binalarını gezince insan elinde olmadan etkileniyor.

Kristal avizeleriyle, mermerlerin üzerinden üst salonlara yükselen merdivenleri kaplayan halılarıyla, muhteşem perdeleriyle, konuklara ikram edilen kahve, şampanya ve ufacık sandviçleriyle kent halkının övünç kaynağı bu kültür yuvaları.

Sanatçıların çalışma odaları, dinlenme odaları, kafeteryası, piyano odaları, kısaca sanatçılar için düşünebileceğiniz her türlü gereksinimin karşılandığı bölümse başlı başına bir âlem.

Bu görkemli manzara beni etkilemişti dedim az önce ama görünümünden daha çok etkileyen, tüm o muazzam kuruluşların hepsinin Los Angeles kenti insanları tarafından yapılmış olmasıydı.

Varlıklı kişiler kentlerine bir şeyler yapmak istemişler. Bakmışlar, örneğin bir opera binaları yok, devletin bütçeden ödenek ayırıp binayı inşa etmesini beklemek yerine, kolları sıvayıp büyük bağışlarla bu işi başlatmışlar. Binaları yaptırıp içini döşemişler. Bu arada Los Angeles halkına da katkıda bulunmaları için çağrıda bulunmuşlar. Gençler ellerinde rozetler ve para kutularıyla kenti baştan başa dolaşmışlar. Herkes gönlünden ne koparsa, ne verebilirse, ama az ama çok bir şeyler vermiş. Tabii toplanınca bu da bir yekûn tutmuş. Böylece Los Angeles kentindeki o görkemli sanat evlerinin hepsi ama hepsi vatandaşlar tarafından yaptırılmış. Binaların görünen yerlerine pirinç levhalar üzerine büyük bağışta bulunanların adı sıralanmış, en altta da “Ve Los Angeles halkı” diye özellikle belirtilmiş.

Sonuçta tüm kentlinin gurur duyduğu kültür merkezleri oluşmuş.

“Devlet bu konularda hiçbir yardımda bulunmaz”

Bu konu ilgimi çektiğinden Türkiye’de yaşayan ve bir Türkçe evli olan Amerikalı arkadaşım Orvilla’ya sordum. “Nasıl oluyor, neler yapıyorlar? Biraz anlatsana,” dedim. “Devlet ne kadar yardımda bulunuyor?” Öyle ya, ABD en zengin devletlerden biri.

Omuzlarını silkti ve, “Devlet bu konularda hiçbir yardımda bulunmaz” dedi.

O kadar şaşırmıştım ki… “Yani o koca koca opera binaları, konser salonlarını hep halk mı yaptı demek istiyorsun?”

“Evet” dedi. “Sadece kültürel çalışmaları içeren kuruluşları değil, halk kütüphanelerini, yöre kütüphanelerini, pek çok okulu, hastaneleri de halk yapar. Los Angeles örneği her eyalette geçerlidir.”

“Nasıl?” diye sordum yine. İşin sırrını öğrenmek istiyordum.

“Örneğin bir kentte opera binası yoktur. Biri çıkıp önderlik eder – genellikle o kentin zengin ya da saygın bir kişisidir – kendi gibi varlıklı ve saygın birkaç kişi daha bulur ve bir komite kurar. başlar. Balolar, konserler düzenlenir ve biletler vakıf yöneticileri tarafından yüksek fiyatlarla satılır, yani bir tür bağış toplama gibi. Sonra, ne bileyim, piknikler yapılır, örneğin oradaki yiyecekler, içecekler vakıf üyelerince pişirilir ya da malzeme armağan edilir ve bunlar yine pikniğe katılan halka satılır, bağış toplanır. İşte böylece çeşitli etkinliklerle herkesin katkısı sağlanarak, o kente opera binası mı, tiyatro salonu mu, konser salonu mu, kütüphane mi, ne gerekliyse kentin halkı yapar, devlet değil.”

Öylece dinliyordum. Bizlere o kadar yabancıydı ki bu tarz düşünce

“Madem sorun senin o zaman kendi sorununa kendin sahip çıkacaksın

“Madem sorun senin o zaman kendi sorununa kendin sahip çıkacaksın. Senin sorununa başkasının çözüm getirmesini bekleyemezsin. Bu kadar basit. Eğer sokağın temiz olmasını istiyorsan önce sen temiz tutacaksın, temizleyeceksin. Her şeyi belediyeden beklemeyeceksin. Eğer kentinde bir tiyatro salonu olmasını istiyorsan, önce sen harekete geçecek ve istediğin şeyi sen yapacaksın, devleti beklemeyeceksin.

“Sorununu ve sorunun çözümünün gerektirdiği çabayı kabulleneceksin. Kentini, mahalleni, sokaklarını evinmişçesine benimseyeceksin. Ve ondan sonra da bu doğrultuda hareket edeceksin. Ülkemizde bu anlayış egemen olduğundan kültür kuruluşlarını, kütüphaneleri, parkları, hastaneleri, okulları hep halk yaptırmıştır. Herkes kendi kenti için çaba göstermiştir.”

Los Angeles ve hayırseverlik ile ilgili linkler (İngilizce)

http://www.musiccenter.org/about/culthistla.html

http://en.wikipedia.org/wiki/Dorothy_Buffum_Chandler

http://latimesblogs.latimes.com/culturemonster/2012/02/chronicle-philanthropy-top-arts-donors.html

http://articles.latimes.com/2010/may/08/local/la-me-flora-thornton-20100508


*İpek Ongun, Yazar

1961 yılında Amerikan Kız Koleji Edebiyat Bölümü'nden mezun olan İpek Ongun, yazı yaşamına 1980'de yayımlanan Mektup Arkadaşları'yla başladı. Onu Kamp Arkadaşları ve Afacanlar Çetesi adlı çocuk kitapları izledi. Bunların ardından yayımlanan Yaş On Yedi ve Bir Genç Kızın Gizli Defteri adlı yapıtlarıysa gençlik için yazılmış romanlardır.

Gençlik romanlarından sonra, gençlere yaşam kültürü ve kişisel gelişim gibi konularda yardımcı olmak amacıyla bir üçleme yazdı. Adları sırasıyla Bir Pırıltıdır Yaşamak, Bu Hayat Sizin ve Lütfen Beni Anla olan bu kitapların ilki 1991 yılında TÜYAP'ta "Altın Kitaplar Ödülü"nü aldı. Ayrıca gençler için yaptığı çalışmalar nedeniyle Rotary Kulübü'nün Toros, Akdeniz ve Tarabya kolları tarafından 1995-1996,2003-2004 ve 2006 yıllarında kendisine "Meslek Hizmetleri Ödülü" verildi. 1998 yılında da Oriflame firmasının 250.000 kişilik bir halk jürisine yaptırdığı anket sonucu yılın en başarılı kadın yazarı seçildi. Bunlara ek olarak, yazarın çeşitli okul ve derneklerce verilmiş ödülleri de bulunmaktadır.

Bu çalışmalardan sonra tekrar romana dönen Ongun, Bir Genç Kızın Gizli Defteri'nin devamı olan; Arkadaşlar Arasında, Kendi Ayakları Üstünde, Adım Adım Hayata, İşte Hayat, Şimdi Düğün Zamanı ve son olarak da Hayat Devam Ediyor kitaplarını yazdı. Sabah gazetesindeki yazılarını Yarım Elma Gönül Alma ve Sabah Parıltıları adlı iki kitapta topladı. 2005 yılında, Şu Çılgın Tempoda Duyarlı Davranışlar adlı kitabı yayımlandı.

Bir yazar olarak İpek Ongun'un çıkış noktası "gence hizmet"tir. Önce kitabı ve okumayı sevdirerek, sonra ise sorgulayarak düşünen bir kafaya sahip olmanın önemini vurgulayarak; bu arada da yaşama kültürünü geliştirip, yaşama sevinci ve bilinci taşımanın önemini belirterek, özetle; hayatın önce gencin kendisine, sonra da başkalarına bir anlam ifade etmesi konusunda bir farkındalık yaratarak gençlere hizmet sunmaya çalışmaktadır. Evli ve iki genç kadın annesi olan İpek Ongun, yazı yaşamını çok sevdiği Mersin'de sürdürmektedir.

http://www.ipekongun.com/


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder