9 Şubat 2012 Perşembe

Meral Tamer'in kaleminden AKM değerlendirmesi


MERAL TAMER, MİLLİYET
8 Şubat 2012

AKM, Türkiye'nin koruma pratiğinde bir ilk olacak

Dünya Ekonomik Forumu toplantılarında küpüme doldurduğum bilgileri ve 2012’de şirketler, bireyler, işverenler hatta ülkeler dünyasındaki muhtemel gelişmeleri sizlerle paylaştıktan sonra artık Türkiye’nin gündemine dönebilirim.

Ancak canım memleketimin nalıncı keseri gibi yıllardır hiç değişmeyen üzücü, sıkıcı gündemine gözlerimi kapatıp, bugün sizlerle Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) aslına uygun olarak restore edileceği kararını kutlamak istiyorum.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, AKM’nin kapsamlı bir restorasyondan geçirilmesi için düğmeye basıldığını, bu ay içinde ihaleye çıkılacağını, tadilat ve deprem güçlendirmesi gibi tüm faaliyetlerin, binanın orijinal dokusu korunarak ve hiçbir değişiklik yapılmadan gerçekleştirileceğini açıklamış. Nihayet!

AKP az çektirmedi!

AKP Hükümeti, AKM’ye ve İstanbullu sanatseverlere, yıllarca çok çektirdi. İktidara geldiği ilk yıl AKM’ye her türlü ödeneği keserek, bakım-onarım faaliyetlerinin zamanında makul paralara yapılmasını engelledi; dahası kapısına kadar gelmiş olan doğalgaz için gerekli kazan değişikliklerinin yapılmasını bile reddederek, AKM’yi yıllarca çok yüksek yakıt faturaları ödemeye mahkûm bıraktı. Adeta kasti olarak yıllarca çivi çakılmadı.

2005’te dönemin Kültür Bakanı Atilla Koç, gözlerimin içine dik dik bakarak bana “AKM kesinlikle yıkılacak” demişti.

Neyse artık bunlar mazide kalıyor ve büyük yanlıştan dönülüyor. 2012 yılı, AKM için mutlu başlıyor. Günay’ın açıkladığına göre AKM, sponsorların da desteğiyle gelecek yıl Cumhuriyet Bayramı’nda kapılarını sanatseverlere açacak.

50’lerin mimarisi

Fotoğraf: Tabanlıoğlu Mimarlık Sunumu, Ana Fuaye 1969

AKM, tüm varoluşuyla İstanbul’un belleğine kazınmış; Taksim Meydanı’nın ayrılmaz bir parçası, hatta simgesi olmuştur. 1950’lerin yalın ve işlevsel mimari anlayışının tipik örneklerinden biri, o dönemdeki modernist estetiğin söylemini yansıtan önemli bir yapıdır. Bugünün anlayışında kimilerinin çirkin bulduğu o binalar, tüm dünyada o gün o işlerin neden yapıldığının birer belleğidir. Ve mutlaka korunmalıdır.

Nitekim Paris’ten Budapeşte’ye, Prag’dan Dresden’e, Londra’dan Roma’ya Avrupa’nın sayılı güzel kentlerinde de bu tür binalar hep karşınıza çıkar. Turist rehberleri bir kentin, hatta toplumun tarihini anlatırken, sizi mutlaka o tür binaların da önünden geçirirler.

Modern mimariye koruma

Bizim AKM’mizin dili olsa da konuşsa... Taa 1930’ların başında İstanbul’da sanat etkinlikleri için bir kültür sarayı inşa etmek üzere kollar sıvanmış. Ancak araya 2. Dünya Savaşı girince 1946’da temeli atılabilmiş. Parasızlık nedeniyle 1954’e kadar öylece beklemiş.

Büyük tartışmalardan sonra ilk kez 1969’da İstanbul Kültür Sarayı olarak perdelerini açtığında dünyanın 4., Avrupa’nın 2. büyük sanat merkezi olmuş. Hemen ertesi yıl çıkan yangınla büyük hasar görmüş ve ancak 1977’de bugünkü haliyle yeniden açılabilmiş. Ondan sonra da ne eylemler, ne gösteriler, ne protestolar görmüş.

Bugüne kadar “koruma” deyince aklımıza sadece ahşap binalar, 19. yüzyıl Osmanlı evleri, camiler v.s gelirdi. Bir kısım AKP’linin AKM’ye karşı özel husumetini bir yana bırakacak olursak, bu konuda yıllar süren tartışmaların bir nedeni de, Türkiye’de ilk kez AKM gibi modern bir mimarlık yapıtının korunmasının gündeme gelmiş olmasıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder