12 Ocak 2012 Perşembe

“YAŞADIKLARIM VE DÜŞLEDİKLERİM”*

“Çocukluğumda çok yaramazdım. Annem, benden söz ederken, “Benim kız öyle yaramaz ki, gün olur düz duvara tırmanır, gün olur gökyüzüne kement atar” derdi.
Büyüyüp olgunlaşsam da, ben hala eserlerimi yazarken, bir bakıma gökyüzüne kement atıyorum. Düşler, düşünceler, türlü fanteziler, en çok da yüreğime sığdıramayacağım kadar sevgi ve coşku yakalıyorum. Yetmiş iki kitabımı, işte o ganimetlerle yazdım.
Eserlerimle ben bir bütünüz. Başka bir deyişle, eserlerimin yazılış öyküleri, “Yaşadıklarımla Düşlediklerim”in bileşiminden oluşuyor.” *Yaşadıklarım ve Düşlediklerim, Yetmiş iki kitap, bir hayat, Gülten Dayıoğlu



Kimi gün dört yanıma bakıyorum, herkeste bin mazeret, herkeste bir asabiyet. Taş olmadıkça, duygulardan kaçış yok, peki böyle günlerde nasıl savaşıyoruz içimizdeki ejderha ile? Benim yöntemlerimden biri kısa süreliğine de olsa, günü bırakıp, düne kaçmak, yani çocukluğuma, çocukluğumun sevgili kitaplarına dönmek. Bugün çocukluk kitaplığımın başköşesinde yer alan değerli bir yazardan söz edeceğiz, Gülten Dayıoğlu.

Gülten Dayıoğlu edebiyat alanında “üç kuşağın yazarı” unvanını hakkıyla taşıyan bir yazar. Kütahya’nın Emet ilçesinde dünyaya gelen Dayıoğlu, yüksek öğrenimine bir süre İstanbul Hukuk Fakültesi’nde devam etti. Daha sonra dışarıdan sınavlara girerek ilkokul öğretmeni oldu. On beş yıllık hizmetin ardından, sevdiği bu mesleğe, yazı yaşantısına daha fazla vakit ayırabilmek için veda etti. İlkokul üçüncü sınıfta, öğretmeninin yüreklendirmesiyle yazı denemelerine başlayan Dayıoğlu’nun Dünya Çocukların Olsa adlı romanı 1984 yılında Alman Yayıncılar Birliği tarafından, Gençliğe Yarın Umudu Veren Üç Yüz Kitap seçkisine girmiştir.

Dayıoğlu’nun kitapları çok önemli toplumsal konuları, sıkıcı olmayan bir gerçekçilik ve yalınlığı ölçüsünde zenginleşen bir Türkçe ile işliyor: Kan davası (Ben Büyüyünce), Almanya’ya göç etmiş ailelerin ve çocuklarının uyum sorunları (Yurdumu Özledim, Geride Kalanlar), insanlığın savaş düşkünlüğü (Dünya Çocukların Olsa), tarih bilinci (Ölümsüz Ece) ve daha niceleri.

Çocuk ve gençlik edebiyatı ülkemizde henüz hak ettiği yeri bulamamış, ancak çok önemsenmesi gereken bir edebiyat alanı. Küçük insanların en önemli ruh rehberlerinden biri, doğru mesajları sıkıcı olmadan verebilen, onların içinde keşifler yapmak için merak uyandıran çocuk kitapları.

Bu kısa yazıyı, babası insanlığın nereye gideceğini merak ettiği için ilk yaşantısında canını feda edip, ruhunu farklı bedenlere bürünerek 3000 yıl boyunca ölümsüz kılmayı seçen Ölümsüz Ece’nin babasına seslenişinden alıntılarla bitirmek istiyorum:

“Sevgili babacığım, üçbin yıl önce: “İnsanın bir gün kuş gibi göğe ağabileceğine, balık gibi suların derinliğine dalabileceğine inanıyorum. Bu yüzden insanlığın geleceğini çok merak ediyorum. Binlerce yıl sonra, insanoğlu, kendine nasıl bir dünya kurmuş olacak? Doğanın ve evrenin hangi gizlerini çözmeyi başaracak? demiştiniz. Size insanın bu günkü düzeyini de anlatmam gerek.
*
İnsanoğlu gerçekten, akıllı, çalışkan, yetenekli ve atılgan. Bu yetileriyle onur verici bir uygarlık düzeyine ulaştı. Ama yine de insanlık yüzyıllardır arayıp durduğu doygunluğu ve erinci, bulabilmiş değil. Etiyle derisinin arasına gizemli bir tedirginlik sinmiş. Sanki, güzelim dünyada değil de diken üstünde yaşıyor.
Bilimde, teknikte, yeni buluşlarda başarılı olduğu ölçüde, insancıl değerlerin gelişip yerleşmesinde başarılı olamadı. Tersine uygarlaşırken, bu değerleri savsakladı. Bu nedenle insanlar arasında sevgi, kardeşlik, hoşgörü, acıma duygusu ve barış isteği, köreldi.

*
Bugün artık eskisi gibi alınıp satılan, boğaz tokluğuna işe koşulan köleler yok. Ama yeryüzünde eski köleler gibi horlanarak, yarı aç yaşayan öyle çok insan var ki!.. Bu insanların hiç biri açlıktan özgürlüğün tadına varamıyor.

*
Ben üçbin yıllık ölümsüzlük serüvenine atıldığım için hiç pişman değilim. Her şeye karşın evren içinde İnsan olmakla öğünüyorum. İnsan bir gün her şeyden önce İnsan olduğunun bilincine varacak. Kendi özüne ulaşmayı, kendini yüceltmeyi de başaracak. O zaman, yüreklerde yeniden, sevgi filizleri yeşerecek. Dillere barış, kardeşlik türküleri dolanacak. İnsan işte o aşamada, binlerce yıldır özveriyle oluşturduğu uygarlığın tadına varacak. Hak ettiği erince, kavuşacak. Buna yürekten inanıyorum.”…




O Caritas, Cat Stevens

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder