24 Kasım 2011 Perşembe

Öğretmenim, Canım Benim, Canım Benim...



“Sensiz bir hayat, Köksüz bir ağaç,

Sensiz bir hayat, Kör sağır insan,

Sen toplumun temel taşı, İçimizin nurlu ışığı,

Kim diye sorarlarsa öğretmenimdir benim. “

9 yaşındayken çocuk kalbimde öğretmenime beslediğim sonsuz sevgim (ve bir de sınıfımıza katılan yeni öğrenciye olan ilgisini paylaşamayıp bir hayli kıskanmam) yazdırmış bu satırları bana. Amatör şairliğim bu şiirle başlamış, bu şiirle bitmiş ne yazık ki. O tarihten sonra kimseye böyle kutsal, katıksız bir sevgi duymamışım kalemimi şiire veya yazmaya oynatacak kadar.

Şaka bir yana, ailelerimizden sonra, hayatımızdaki ilk önemli kişi kim diye düşündüğümüzde, kişiliğimizi şekillendiren, gelecek hayallerimize yön veren, yanıt çok açık ve net duyuluyor: ÖĞRETMENLERİMİZ, özellikle de ilkokul öğretmenlerimiz. 2011 yılının çağdaş Türkiye’sinde atama kıskacına takılıp kalmış, geçim derdi yüzünden bunalmış öğretmenlerimiz.

Bugün çağdaş ülkelerin eğitim bütçelerine, okullaşma oranlarına, öğretmen sayılarına ve öğretmen maaşlarına yakından bakınca, ülkemiz için alınacak ne kadar uzun bir yol olduğunu çok daha iyi görüyoruz.

Nitelikli öğretmenler yetiştirilmesi, öğretmenlerin maddi haklarının iyileştirilmesi, yaratıcılıklarının ve gelişimlerinin desteklenmesi, sınav-dershane sisteminin neden olduğu iki başlılığın ortadan kaldırılması, özel okullarla devlet okulları arasındaki imkân farklarının en aza indirgenmesi, ülkenin her bölgesinde, oraya özgü sosyo-ekonomik şartları göz önüne alan, birbirine yakın eğitim standartları elde edilmesi, coğrafi açıdan elverişsiz noktalarda, teknoloji destekli uzaktan eğitim fırsatlarının yaratılması gibi birçok alt başlık var eğitim konusuna eğilirken. Her biri de tek tek incelemeye, üzerinde düşünmeye değer. Bu saydığımız görevler daha çok ulusal ve yerel idarelerin sorumluluğunda.

Pekiyi, bu konularda katkıda bulunmak isteyen bireyler nasıl bir yol izlemeli o zaman?

Eğitim konusuna sahip çıkmak isteyen, sorumlu bireyler mahallelerindeki devlet okulları, halk eğitim merkezleri ile daha yakın bir ilişki kurmalı. Okulların, kursların ihtiyaçları doğrultusunda ellerinde bulunan veya çevrelerinden temin edebilecekleri bilgi veya maddi desteği bu okullarla paylaşmalılar. Böyle bir yaklaşım orta vadede özel ve devlet okulları arasındaki eğitim kalitesi farkının azalmasına hatırı sayılabilir bir etki edecektir.

Öyleyse 2011 Öğretmenler Gününde bunu bir ev ödevi olarak kabul edelim. İkinci yarıyıl başlamadan önce, her birimiz mahallemizdeki, sokağımızdaki bir devlet okulunu ziyaret edelim ve bize tavsiye edilen bir sınıfla daha yakın bir ilişki kuralım. Elimizde olan imkânları olmayanlarla da paylaşalım, beraberlik içinde büyüyelim, güçlenelim.

Şu gerçeği unutmayalım. Özel ve devlet adı altında giderek arası açılan, iki farklı kalitede eğitim sisteminden geçen çocuklarımızın arasındaki düşünsel farklar da giderek artacak, yarın hayata atıldıklarında birbirlerini anlamayı güçleştirecektir.

İşte bu yüzden eğitim ve eğitimde denklik konusuna bireyler olarak dikkatle eğilmeli ve gerekli temelleri bugünden atmalıyız. Bu çalışmalarla ilgili ilginç ve yüz güldüren hikâyelerinizi yollarsanız, yeri geldikçe yayınlar, üzerinde tartışır ve yeni fikirlerin oluşmasına katkıda bulunabiliriz.

Fotoğraf: Anonim

Öğretmenlerimizden, Kısa Kısa:

Ataması yapılmayan öğretmenler platformunun kurucusu Şafak Öğretmen’in hikayesi, 10.06.2011

http://www.sabah.com.tr/Yasam/2011/06/10/bay-yasam-savasini-kaybetti

Öğretmenler Ankara’ya yürüdü

http://gundem.milliyet.com.tr/atama-bekleyen-ogretmenler-baskentte/gundem/gundemdetay/19.11.2011/1464917/default.htm

Bilgi sitesi, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası

http://www.egitimsen.org.tr/

Öğretmenlerin Sorunları, 20.11.2011

http://www.kamudanhaber.com/egitim/ogretmenlerin-sorunlari-bitmiyor-h28489.html

Atanamayan Öğretmenler Platformu

https://www.facebook.com/atanamayan.ogretmenler.platformu?sk=wall

12. KPSS intiharı, Atanamayan öğretmenler

http://www.youtube.com/watch?v=kziflaiL7xA

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder